Yaşım baya küçüktü, hayal meyal hatırlıyorum. Sanırım anneme veya babama kızdığım zaman mutfaktan tencere tava araklayıp yatağımda bağımsız ev kurmaya çalıştığım döneme yakındır. Kaptan Kusto belgeselleri izler, su altında uçan insanlara çok özenirdim.

Yemek masasının altına batık, 3 lü koltuğun arkasına mağara dalışı yapardım. Belki de kendi kendime öğrendiğim ilk yabancı kısaltma kelimedir:

S.C.U.B.A.

Dalış hadisesi benim için inanılmaz güzel bir rüyaydı. Baştan aşağı macera, esrarengiz alemlere geçiş kapısıydı. Ha bir de işi daha da çekici yapan bir şey daha vardı.

Denize girmem yasaktı...

Zayıf bünyeli bir çocuktum, dondurma yediğim günün akşamı boğazım şişer, denize girersem ertesi gün kulağım iltihap kapardı. Dolayısıyla bizimkiler pek razı olmazlardı bu aktivitelere.

Dondurma yemeyen, arkadaşlarıyla plaja kaçmayan çocuk mu olur. Olduğu kadar işte.

Yaş ilerleyip de bağışıklık sistemi biraz toparlanınca, denize daha sık girer oldum, tabi yüzmeyi öğrenmem baya geçe kaldı.

Çocukluk hayalim aklımdan çıkmış yemin ederim. Yaşlanmak bu olsa gerek. Hayallerini unutuyor insan.

Şirkette organizasyonları düzenleyen Atilla diye bir arkadaş var. Kendisi bir sabah kahvaltısında dalış kursu ayarlanacağını söyleyince dedim ki "beni de yaz hacı"

Günler geçmek bilmedi, sonunda gittik klübe. Mekan Bahçeşehirde, bizim eve de yakın. Cumartesi günü teorik bilgiler edindik, ertesi gün havuzda pratik yaptık. Yarın da deniz dalışına gidiyoruz. Allah !!!

Scuba kuşanmak, dalış yapmak isteyen önce kurs buluyor kendine göre. Fiyatlar biraz tuzlu, ama eskisi gibi pahalı değil, sektör tabana inmiş artık baya.

Dalış eğitimleri genellikle iki sertifikasyon programından biri üzerinden veriliyor. Türkiye Sualtı sporları federasyonunun üyesi olduğu CMAS ve tüm dünyada tanınan, yaygın olarak kullanılan PADI.

Enteresandır, bu ikisi arasında ciddi bir çekişme var. Bu işten para kazanan insanlarda bu tavır normaldir, anlaşılabilir ama eğitim alanlar da kendi sertifikası dışındakilere nedense tırt gözüyle bakıyor. PADI eğitiminin daha kapsamlı olduğu söyleniyor, CMAS görmediğim için bilemiyorum. Bana biraz Canon - Nikon çekişmesi gibi geldi.

Her kesimi kucaklamak, PADI alıp CMAS?ı kırmamak için iki bröveyi de almaya karar verdim. Normalde Türkiye sularında dalış yapmak için CMAS brövesi gerekiyormuş, ancak uygulamada PADI sertifikası ile problem yaşayan duyulmamış. Yine de ipi sağlam kazığa bağlayayım dedim, fazla sertifika göz çıkarmaz.

Dalışa engel sağlık problemi yoksa ve biraz yüzme biliniyorsa eğitime katılabiliyorsunuz. PADI klasında ilk adım olan Open Water sertifikası ile dalış malzemesi kiralamaya, dalış organizasyonlarına katılmaya, iki dalgıç biraraya gelip dalmaya hakkınız oluyor. CMAS ta bunun muadili "bir yıldız balıkadam" brövesi, bu ekolde farklı olarak, dalış yapabilmek için en az 1 tane 3 yıldız balıkadamın nezareti gerekiyor.

O.W. eğitimi kabaca şu konuları içeriyor:
Dalış ekipmanları hakkında bilgiler, ekipmanın sökülmesi takılması, dalış esnasında uyulacak kurallar, buddy sistemi, su altında haberleşme, dalış hastalıkları, hacim - basınç - yüzerlilik vb teknik konular, dalış planlama vs.

Bu teorik bilgilerin yanında havuzda ve denizde denenerek kazanılan bazı beceriler var.

Bunlar kısaca:

Regülatör kullanımı, maskeden su tahliye etmek, maskesiz yüzmek, dalış ekipmanını çıkarmak - tekrar kuşanmak, nötr yüzerliliği sağlamak, havanın kesilmesi durumunda uygulanacak emergency prosedürler, ahtapot kullanmak, buddyden çimlenmek (Bunun tam anlamıyla hava otlanmak olduğunu söylemek isterim, sanırım biraz kibarlaştırılmış ifadesi çimlenmek oluyor)

Eğitimin her safhası eğlenceli ve önemli. Dikkatli dinlemek, ciddiye almak lazım.

Kurbağa Adam dalış merkezindeki eğitmenimiz Cüneyt hoca sağolsun, çok ilgilendi. Buradan kendisine teşekkür etmek isterim.

(bkz:http://www.kurbagaadam.com)

Yarın ve öbürgün dalıştayız. Dalışın hikayesi bir sonraki yazıda.
13:14      Yorum Yaz
30


Dün kardeşimin gazlamasıyla evimizin yakınında olduğunu düşündüğümüz bir binicilik klübüne gittik. İnternetten bulduğumuz ve yaklaşık 6 yıldır kapalı olan bir klübün çalışanından aldığımız telefonla adres tarifi aldım. Sağolsun ilgili beyefendi gayet güzel tarif etti mekanın yerini, tabi ben "arabamız yok, dolmuşla nasıl geliniyor oraya" diye soramadığımdan, bağdat seyahati usulü çıktık yola.

Hain dolmuşçuların yönlendirmesi ile aslında tek dolmuşla gidilebilen çiftliğe 3 vesaitle ulaştık. Hadımköy denen bir yerde, Gürman Çiftliği gittiğimiz yer.

Daha önceleri 5 dakika sürelerle İzmir - Güzelyalı da ata binmiştim. Çiftliğe ulaşıp atları gördükten sonra anladım ki beni kandırmışlar, at biniyorum diye sevindiğim hadise eşşekle gezmekmiş.

At denen şey iri. Çok iri !

"Fatih'in İstanbulu fethettiği yaşı 10 yıl geçtim neredeyse, seker hop diye binerim atın üstüne" diye kurarken, kendimi 3 basamaklı merdivenin üstünde buldum. Efendim, üzengiler ayarlandı, eğere yerleştim. Eğitmen arkadaş sordu :

"Spor yapıyor musunuz?"

Düşününce mantıklı, binicilik de bir spor tabi. Ancak benim aklımda binicilik, bilardo sporu gibi çok ciddi kas gücü gerektirmeyen bir şey. Gerçi masanın etrafında ıstaka taşırken bile yorulduğum düşünülürse bilardo da baya bir egzersiz benim için. Soruya cevabım bu ruh halinde geldi.

"Yok, pek yapmıyorum"

Hoca güldü.

"Bacaklarımızı çalıştırmıyoruz yani"

Aslına bakılırsa günün belli bir saatini masamda bacaklarımı titreterek geçiriyorum. Televizyonda satılan o elektrik vererek kas kastıran cihazların yaptırdığı kaslara bakarsak gayet güzel egzersiz aslında. Yine de binici pantolonu giyen birisine anlatılacak birşey değil.

"Evden servise yürüyorum, ordan da işyerine"

Bir yandan atın üstünde sabit kalmaya çalışırken, bir yandan da bu kondisyon sorgusunun sebebini anlamaya çalışıyorum. Neticede adı üstünde: binicilik.

Biniyorsun yani. Asıl işi at arkadaş yapıyor. Sen yönlendiriyorsun. At koşuyor, baht kazanıyor, alet işliyor el övünüyor.

Değilmiş.

Meğersem at hafiften hızlanınca biniciyi zıplatıyormuş. Yol boyunca kıç üstünde zıplamamak adına atın hareketiyle senkron oturup kalkmak lazımmış.

Tamamdır, Zamanı gelince otururuz, yeri gelince kalkarız. Nedir ki?

Neyse başladık alıştırmaya. Otur kalk, otur kalk. İşin garip tarafı, ayak özengiye tam takılmıyor. Ayağın önüyle üzengiye basıyoruz. Topuklar aşağıda. Normalde topuğundan güç alan biri olarak olay bana yabancı geldi. Ayağı kaydırıp eğere tabiri caizse "Lank!" diye oturmak da var. Neyse topuğu indir, dik dur, ata bakma, gözler ilerde, karın içeri derken olayı biraz kavradım. Bir tek dik durmakta zorlandım. Neticede sürekli kambur duran biri için at üstünde fetih gazıyla bile dik durmak unutulabiliyor.

Otur kalk'ı biraz çalıştıktan sonra el bırakmaya geldi sıra. Önce bir el bele konup öyle gidiliyor. Sonra diğer el. Sonuçta bu ellerin dizginleri tutabilecek kadar eğerden uzaklaşabiliyor olması gerek.

Eğitimin sonuna doğru atı durdurmak, döndürmek, tırısa kaldırıp istediğin zaman tek nal üzerinde şak diye durdurmak, şaha kaldırıp sağa sola, ille de arkaya ok yağdırmak gibi edvens konuları gördük. Ancak oraları tam hatırlamıyorum, at bulup da "hadi bakalım" derse biri yapamayabilirim.

Binicilik inanılmaz keyifli, bir o kadar yorucu birşeymiş. Baştaki "Spor var mı spor" sorularının bir sebebi var. Yarım saat eğitimin sonunda eve dönüş yolunda yorgunluktan bacaklarım titriyordu.

Her keyifli şey gibi binicilik de maliyetli. Gerçi Hülya Avşar filmlerinden aklımızda kaldığı kadar über zengin olmak gerekmiyor. Abartmadan, ara ara yapılırsa keseyi delmez gibi.

At binenin ....

İletişim:    Gürman Binicilik ve Spor Kulübü
Müdür: Murat Gürman
Telefon: 0 212 857 81 39
Fax: 0 212 857 81 73
E-posta: burakgurman@gmail.com
Adres: Gürman Çiftliği Eskice mevkii Büyükçekmece / İSTANBUL

Görsel www.atevi.com
12:08      9 yorum      Yorum Yaz
28


23 Nisanda şirketin düzenlediği bir organizasyonla Melen çayına rafting yapmaya gittik. Yaşamayı seviyoruz.

Rafting enteresan bir spor. Zodiac botların içinde elde kürek akıntıyla birlikte kürek çekiyor, çalkantılı nehirde mücadele veriyorsunuz. Takım ruhunu had safhada yaşatan, minimum tehlikeyle doğayla mücadelenin tadını yaşatan güzel bir etkinlik.

Özgür rafting tarafından düzenlenen tur için Düzceye vardık, şirketin tesisinde rafting yapacak insanlara boylarına göre neopren elbise verdiler. Çocukken "ben sukubacı olacam" diye yemek masanının altına çift dalan biri olarak balıkadam kıyafetlerini giyince suratımda sebepsiz bir gülümseme belirdi. Can yeleği ve kask biraz ambiyansı bozsa da gereklilikleri nehre girince aşikar oluyor.

Rafting yapılan nehirlerde zorluk dereceleri 1 den 6 ya göre tanımlanmış. 1. derece fış fış kayıkçı modeli durgun suda sefa anlamına geliyormuş. 2 biraz çalkantılı, 3. dereceden sonra iş ciddileşiyor. 4. derece sadece tecrübeli raftingcilerin harcıymış. 5 oldukça tehlikeli olup sadece rafting eğitmenleri tarafından cesaret edilebiliyor. 6 numara nehirlerde zaten rafting yapılmıyormuş.

Raftingle ilgili genel bilgi, zorluk seviyeleri, rehberin vereceği komutlar ve güvenlik önlemleri ile ilgili brifing sonrasında botlara doluşup nehre indik. Melen çayında 12 km lik bir parkur planlanmış. İlk 2 km si 1. seviyede, daha sonraları 2 - 2.5 olarak tanımlanmış. Suyun yükseldiği sel mevsimlerinde nehrin zorluk seviyesi 3 e kadar çıkıyormuş.

Nehre açıldıktan sonra bottaki rehberden brifingde bahsedilmeyen yan bottan adam alma, birbirimizi ıslatma gibi konularda da bilgi alıp parkura başladık. Taşların etrafından dolaşıp rapidlere gire çıka ilerledik. Parkurun ortasına doğru mola verdiğimiz yerde bir asma köprü var. Buradan suya çömleklemesine atlanabiliyor. Tavsiye ederim, çok keyifli.

Kürekte senkron tutturmaya çalışmadığım zamanlarda farkettim ki melen çayı ve çevresi doğal güzellikleriyle akılda kalıcı yerler. Geniş zamanda kıyıdan gezilip güzel kareler yakalanabilir, rafting hizmetini veren şirketin düzenlediği yürüyüş programları da mevcutmuş.

Botta fotoğraf çekemiyor olmak üzücüydü. Rafting şirketinin su geçirmez makinalı bir fotoğrafçısı var ancak kare başına fiyat oldukça yüksek. Üzücü olan bir diğer nokta da Melen çayına yapılacak baraj nedeniyle rafting sporunun birkaç sene içerisinde imkansız hale gelecek olması.

Diğer botlarla su savaşı, devrilen botlardan düşen arkadaşları sudan toplama, omzu ağrıtana kadar kürek çekme, asma köprüden atlama, parkurun bazı noktalarında body-raft ve manzara seyri ile geçen 2 buçuk saatten sonra varış noktasında yemek ve çay ile macerayı noktaladık.

Neticede Rafting bugüne kadar katıldığım etkinlikler arasında en çok keyif aldıklarımdan biriydi. Şiddetle tavsiye ederim.

Rafting Organizasyon: Özgür Rafting

13:16      5 yorum      Yorum Yaz


Sigarayı bırakınca kendimi ödüllendireceğim falan demiştim, bu vesileyle paraya kıyıp sağolsun Tezcan bey'in organize ettiği karting etkinliğine katilmakta beis duymadım. Yanda modifiye ettiğim aracımla kameralara yakalanmışım.

Oldukça basit bir iskelet üzerine monte motor tahrikli bu aletler yavaş hızlansalar da gerek yere yakın olmaları gerek açık kokpitli olmaları dolayısıyla insanda "üff çok hızlı gidiyorum galiba" hissi yaratabiliyor. Virajlarda spin atmak, arkadaşa çarpmayayım diye kenardaki lastikleri havalandırmak etkinliğin aklımda kalan zevkli anlarındandı.

ıkinci eleme sekansında en geride kalmış da olsam çok keyif aldığım bir aktivite oldu. Fırsat buldukça yapmaya çalışacağım. Zira meret formüla 1 izlemek gibi değil. Bir kere fazla gürültü yok, ikincisi kendi kullanınca insan zevk de alıyor. Formüla ile ilgili hislerim zaten malum...

Pist ile ilgili bilgi için tık...
16:00      Yorum Yaz