Hain dolmuşçuların yönlendirmesi ile aslında tek dolmuşla gidilebilen çiftliğe 3 vesaitle ulaştık. Hadımköy denen bir yerde, Gürman Çiftliği gittiğimiz yer.
Daha önceleri 5 dakika sürelerle İzmir - Güzelyalı da ata binmiştim. Çiftliğe ulaşıp atları gördükten sonra anladım ki beni kandırmışlar, at biniyorum diye sevindiğim hadise eşşekle gezmekmiş.
At denen şey iri. Çok iri !
"Fatih'in İstanbulu fethettiği yaşı 10 yıl geçtim neredeyse, seker hop diye binerim atın üstüne" diye kurarken, kendimi 3 basamaklı merdivenin üstünde buldum. Efendim, üzengiler ayarlandı, eğere yerleştim. Eğitmen arkadaş sordu :
"Spor yapıyor musunuz?"
Düşününce mantıklı, binicilik de bir spor tabi. Ancak benim aklımda binicilik, bilardo sporu gibi çok ciddi kas gücü gerektirmeyen bir şey. Gerçi masanın etrafında ıstaka taşırken bile yorulduğum düşünülürse bilardo da baya bir egzersiz benim için. Soruya cevabım bu ruh halinde geldi.
"Yok, pek yapmıyorum"
Hoca güldü.
"Bacaklarımızı çalıştırmıyoruz yani"
Aslına bakılırsa günün belli bir saatini masamda bacaklarımı titreterek geçiriyorum. Televizyonda satılan o elektrik vererek kas kastıran cihazların yaptırdığı kaslara bakarsak gayet güzel egzersiz aslında. Yine de binici pantolonu giyen birisine anlatılacak birşey değil.
"Evden servise yürüyorum, ordan da işyerine"
Bir yandan atın üstünde sabit kalmaya çalışırken, bir yandan da bu kondisyon sorgusunun sebebini anlamaya çalışıyorum. Neticede adı üstünde: binicilik.
Biniyorsun yani. Asıl işi at arkadaş yapıyor. Sen yönlendiriyorsun. At koşuyor, baht kazanıyor, alet işliyor el övünüyor.
Değilmiş.
Meğersem at hafiften hızlanınca biniciyi zıplatıyormuş. Yol boyunca kıç üstünde zıplamamak adına atın hareketiyle senkron oturup kalkmak lazımmış.
Tamamdır, Zamanı gelince otururuz, yeri gelince kalkarız. Nedir ki?
Neyse başladık alıştırmaya. Otur kalk, otur kalk. İşin garip tarafı, ayak özengiye tam takılmıyor. Ayağın önüyle üzengiye basıyoruz. Topuklar aşağıda. Normalde topuğundan güç alan biri olarak olay bana yabancı geldi. Ayağı kaydırıp eğere tabiri caizse "Lank!" diye oturmak da var. Neyse topuğu indir, dik dur, ata bakma, gözler ilerde, karın içeri derken olayı biraz kavradım. Bir tek dik durmakta zorlandım. Neticede sürekli kambur duran biri için at üstünde fetih gazıyla bile dik durmak unutulabiliyor.
Otur kalk'ı biraz çalıştıktan sonra el bırakmaya geldi sıra. Önce bir el bele konup öyle gidiliyor. Sonra diğer el. Sonuçta bu ellerin dizginleri tutabilecek kadar eğerden uzaklaşabiliyor olması gerek.
Eğitimin sonuna doğru atı durdurmak, döndürmek, tırısa kaldırıp istediğin zaman tek nal üzerinde şak diye durdurmak, şaha kaldırıp sağa sola, ille de arkaya ok yağdırmak gibi edvens konuları gördük. Ancak oraları tam hatırlamıyorum, at bulup da "hadi bakalım" derse biri yapamayabilirim.
Binicilik inanılmaz keyifli, bir o kadar yorucu birşeymiş. Baştaki "Spor var mı spor" sorularının bir sebebi var. Yarım saat eğitimin sonunda eve dönüş yolunda yorgunluktan bacaklarım titriyordu.
Her keyifli şey gibi binicilik de maliyetli. Gerçi Hülya Avşar filmlerinden aklımızda kaldığı kadar über zengin olmak gerekmiyor. Abartmadan, ara ara yapılırsa keseyi delmez gibi.

İletişim: Gürman Binicilik ve Spor Kulübü
Müdür: Murat Gürman
Telefon: 0 212 857 81 39
Fax: 0 212 857 81 73
E-posta: burakgurman@gmail.com
Adres: Gürman Çiftliği Eskice mevkii Büyükçekmece / İSTANBUL

3 yorum
Yorum Yaz



