01


Doktorları sevmiyorum. Birey düzeyinde doktor kişilere nefretim yok. Yalnızca doktor ikonundan, beyaz önlüklü adamlardan, o imajdan rahatsız oluyorum. Hayatımın en büyük kazığını bir doktor attı bana.

Güvenmiyorum işte. Duygularımla oynadılar.

Beni tanıyanlar bilirler, bebekliğimden beri ilaçla, doktorla haşır neşirim. Ciddi hastalıklarım olmasa da çeşit çeşit ufak rahatsızlıktan muzdarip olmuşumdur. Bunların çocukluk hayatımı en çok etkileyeni kulak burun boğaz hastalıkları idi. Eşek kadar olana dek gönül rahatlığıyla dondurma yiyemedim zira bademciklerim şişerdi, denize giremedim çünkü hemen kulağım iltihaplanırdı. Bir keresinde kulağıma su kaçmasın, gene doktora muhtaç olmayayım diye kulağımı zeytinyağı ile doyurulmuş pamukla tıkamıştım. O meret de suya dalınca kulağımın içine kaçtı. Tatili yarıda kesip, yallah doktora. Neticede; yine bana hüsran, bana yine hasret var, yine bana esmer günler...

Tamam, kabul ediyorum; her başım sıkıştığında memur çocuğu olmanın rahatlığıyla bedavadan ziyaret ettiğim doktorların üzerimde çok hakkı vardır. İnkâr edemem, ama tanışmamız hoş olmadı, o günü hiç unutmadım.

Anlatayım.

5 yaşındayım, sokağa karşı zorla karşı koyabildiğim bir ilgim var. Evde durmayı sevmiyorum, özgür ruhum kaldırımları yutarcasına koşmak istiyor. Yeni tanıdığım dünyanın gizemlerini keşfetmek, hazineler peşinde koşmak için tutuşuyorum. Aslında hiç şiirsel nesir özentisi olmanın gereği yok, mütemadiyen öğle sıcağında zaar gibi sokakta gezmek istiyorum.

O gün hiç sokağa çıkabilecekmişim gibi gelmiyordu. Hani evde bir hal olur, bir şeylerin arifesinde olunduğunu hissedersiniz. Fırtına öncesi sessizlik gibi. Evin koridorunda manasızca koşarken babamın kapının önünde ayakkabılarını bağladığını gördüm. Bir yerlere gidiliyordu, evden çıkabilirdim belki.
"Baba nereye gidiyorsun" dedim. "Gezmeye" dedi.
- Ben de gelebilir miyim?
- Eh gel bakalım.
"Allaaah"
Piyango gibi bir şey. Babamla gezmeye gidiyorum...

Yolculuğu hatırlamıyorum, yürüdük mü yoksa bir araçla mı gittik emin değilim, ama neticede menzilimizin büyük bir bina olduğu anlaşıldı. İçeri girdik. Vaay!! Hatırladığım kadarıyla ilk defa hastaneye geliyorum. Kalabalık, gürültülü enteresan bir yer. Gezmek için iyi bir seçim.

Bir yerlerden bir hemşire peyda oldu. İrice bir hanım olduğunu hatırlıyorum, kucağı oldukça rahattı. Babamın dediğine göre kendisi bana hastaneyi gezdirecekti. Dünyada, sizi kucağında taşıyan bir tur rehberi kadar güzel çok az şey vardır.

O güne kadar biriktirdiğim tecrübelerime göre; gezme eylemi başlangıç noktasına dönüşle sonuçlanıyordu. Bugün ise sürekli yeni mecralara akıyorduk. Önce hastaneye ulaşmıştık, henüz eve dönüş belirtisi yoktu ve hemşire ile gezim babamın yanında değil ameliyathanede son bulmuştu. Enteresan mekânlardan aklın alamayacağı kadar süper mekânlara taşınıyordum. Ne kadar mutlu olduğumu tahmin edersiniz. Net hatırladığım ilk doktor figürüyle orada karşılaştım. Ve bildiğim kadarıyla ilk defa bir yetişkin bana yalan söyledi.

Nazikçe kendisini tanıttı, doktor olduğunu, hastanede çalıştığını, işten arta kalan zamanlarda da balon sattığını söyledi. Şansa bakar mısınız! Baloncu amca ile tanışmıştım. Belki onu babamla tanıştırabilirdim. Babam balonların çok gereksiz ve pahalı şeyler olduğunu zannediyordu. Yanıldığını söyleyecek aklı başında, sözüne güvenilir birisine ihtiyacım olabilirdi. Yalnız doktor / baloncu amcanın bir problemi vardı. Biraz yaşlandığı için ciğerleri kuvvetli değildi ve balon şişirmekte zorlanıyordu. Rica etse ben ona yardımcı olabilir miydim?

Ne diyorsun!!!

Sabah baloncu kişilerle satıcı - müşteri ilişkisine bile çok uzakken şimdi biriyle tanışmış ve baloncu yardımcılığına terfi etmiştim. O günün kazanımları tarif edilemeyecek kadar çoktu. Yardımcı olurum dedim. Çekmeceden siyah bir balona bağlı ağzı ve burnu kapatan bir maske çıkarttı. İstediğim kadar kuvvetli şişirebileceğimi, patlatırsam çekmecede bir tane daha balonu olduğunu söyledi. Hatta bana çekmecedeki yedek anestezi maskesini gösterdi. Var gücümle şişiriyordum balonu, hemşire de takdir etti gayretimi. "Ooo ne kadar güzel şişiriyorsun." Sonrasını hatırlamıyorum.

Oldukça sinirli uyanmışım. Babam sonradan ayılırken beni 3 kişi zor zapt ettiklerini söyledi.

Bütün bu gezme, balon şişirme dümeninin arkasında geniz eti ameliyatı olduğu anlaşıldı. Ha bir de hazır narkozluyken şu çocuğun pipisini de keselim, aradan çıksın diye düşünmüşler. Sünnet olacağım, ucundan kesecekler korkusu ve aile büyükleri kollarımdan tutarken etimden et kopartılması travmasını yaşamadan atlattım sünnet badiresini ama yetişkinlere inancım ve masumiyetim bu olay nedeniyle oldukça yıprandı diyebilirim.

Babam beni fena kandırmıştı, gezme gibi kutsal bir kılıfa sığınarak beni ameliyat masasına sürüklemişti ama ona kızgınlığım çok sürmedi. Zira eve geldiğimde salonda kocaman bir sünnet yatağı beni bekliyordu. Çok sevindiğim için kızgınlığımı unuttum. Gerçi ben iyileşip sünnet yatağı evde çok gereksiz süslü bir sunak haline geldiğinde babam yatağımı kaldırmaktan bahsetmeye başladı. Bir gün salona girdiğimde babamın, yatağın üzerini kaplayan süsleri ve tül cibinliği tutan direği sökmeye çalıştığını gördüm. Babama karşı tek fiziksel saldırımı arkasından sarılıp kabasını ısırarak o an gerçekleştirdim.

Yalancı baloncu doktorun benim gönlümü alacak fırsatı olmadı. Ameliyat olmamak için tekmeler atan bir çocukla uğraşmak yerine hikâye anlatması tabi ki anlaşılır bir şey ama içimde hala baloncu yardımcılığının kocaman bir yalan olmasının kalp kırıklığı var.

5 yaşında çocuğun hayalleriyle oynanır mı?

Vicdansız!!!
16:31      5 yorum      Yorum Yaz
27


Dün işyerinde yapılan bir duyuruya istinaden trombosit bağışlamak için Yeditepe Araştırma Hastanesindeydim. Daha önce defalarca kan bağışlamış ama trombosit işine girmemiştim. Neyse efendim kalktık gittik, kan bankasını denk getirip besmele çekip girdik içeri, standart kan donörü formunu (Ahaha gene house gibi oldu, Kınsent form) doldurduktan sonra iki tüp kan aldılar testler için.

Kan bağışında, yapılan bağıştan elde edilen kan üzerinde test yapabildikleri için bağış öncesi sadece kan sayımı ve tansiyon alınırken trombosit bağışında önce kan alınıyor ve inceleniyor. Vücutta enfeksiyon varsa veya kan değerleri belirlenen sınırlar içinde değilse trombosit almıyorlar. Yine pıhtılaşmayı etkileyen ilaçlar (aspirin vb), antibiyotikler trombosit donöründe aranan özellikler değil.

Neyse, test için kan verdik, yaklaşık 3 saat sonra gelin dediler, testler 1 saatte çıkıyormuş fakat trombosit süzmek uzun sürdüğü için sıra varmış. Peki dedik çıktık. Buraya kadar birinci çoğul şahıs gidiyordum anlaşılmıştır yanımda bir arkadaşım daha vardı, (Ertan), onun sağolsun annesinin evi yakınmış, gittik öğle yemeği, sohbet, çay derken oyalandık, saati getirttik.

Efendim gidip saatinde kan bankasına teslim olduk ki Ertandan trombosit alınmayacağı ortaya çıktı, bazı kan değerleri uygun değilmiş, dolayısıyla kaytardı kendisi. Sıram gelince oturdum koltuğa, sağolsun hemşireanımlar ilgilendiler, iki koldan iğnelediler, makina çalışmaya başladı. Sözkonusu makina enteresan. Yaş, kilo, boy ve sanırım kan değerlerini giriyorsunuz, alet size ne kadar bağlı kalacağınızı söylüyor. Benim hesap 50 dakika çıktı. Sağ koldan kan almaya başladılar, devirdaim başlayana kadar sol koldan serum verdi makina, sonra borudan kan gelmeye başladı. Japonlar yapmış hakikaten, kan hiçbir şekilde makinaya temas etmeden süzülüyor, steril bir set içerisinde trombositin, yan malzemelerin toplandığı torbalar ve santrifüje takılan ayırıcı aparat geliyor, makinaya giydirilen bu setin içinde kanınız döndürülüp yine size geri veriliyor. Maalesef santrifüj kısmı kapalı olduğu için alet torbanın içindeki kanı nasıl döndürüyor, nasıl ayırıyor çözemedim, geçişken zar gibi bişey de olabilir.

50 dakika kadar kral tv izledikten sonra makina bipledi, vınladı, kan almayı kesti, setin içinde kalan kanı da iade edip durdu. ığneleri çıkardılar, meyve suyu ve vişneli brownie ikram ettiler. Genel olarak prosedür donör için basit ve rahat, can acısı falan olmuyor. Benim yaşadığım tek yan etki yüzümün uyuştuğunu hissetmemdi ki kanın makinada pıhtılaşmaması için verilen pıhtılaşma önleyici ilaç sebebiyle oluyormuş. ışlemin tek can sıkıcı tarafı can sıkıcı olması. 50-60 dakika ööle yatıyorsunuz. Gene doktorlar hemşireler arada gelip “iyi misiniz” şeklinde ilgileniyorlar, zaman geçiyor. ışlem akabinde biriki saat araba kullanmamamı, bilgisayar gibi dikkat isteyen(!) işlerle ilgilenmememi tavsiye edip yola vurdular.

Dönüşü kadıköy üzerinden vapurla yaptım. Akşam güneşinde boğaz mükemmeldi, gel gör ki fotoğraf makinası yoktu yanımda. Görsel: http://www.bcis.org.uk/about
09:33      Yorum Yaz
10


Yine tütün merkezli bir yazı ile karşınızdayım. “Öehh yeter artık” dediğinizi duyar gibiyim. (böyle de bir kullanım var, bazı tanıtımlarda da sıklıkla dillendiriliyor. “Jake’in bu şartlarda nasıl dayanacağını merak ediyorum dediğinizi duyar gibiyiz”, eğer böyle bir duyuma sebebiyet verecek desibelde bir cümle kurduysam adam değilim. dediğinizi duyar gibiyim ahahah kapaparantez)

Güzel şeyler oluyor çok şükür, havalar serinledi bir nebze, 3 yılın sonunda izin kullanacağız hanımla beraber, paintball falan sosyal olaylara gebe bir süreç içine girdik, sağlığımız yerinde vs vs.

Gelin görün ki (çoğul kullanınca pek olmadı sanki) gel gör ki, eşşek çöğdüren sıcaklarının en janjanlı gününde aksiyona aç bir grup arkadaşla organize ettiğimiz paintball etkinliği neticesinde acı bir gerçekle yüzyüze geldim.

15 dk koştuktan sonra baktım soluğum ağzıma sığmıyor. 3. periyodun ortasında gözümün karardığını, bir sipere çömüp soluklanmaya çalıştığımı hatırlıyorum. “sıcaktı, mıcaktı” derken kendimi kandırabileceğim limiti de aştım ve kabul ettim ki bu sigara denen meret beni öldürüyor.

Aklımın başıma gelmesi için illa doktorun "sigarayı bırak yoksa bacağını keseceğiz" demesi mi lazım diye düşünüp hayıflanırken bugün öğle sıcağında(sıcakta mı çalışıyor kafa nedir) beşiktaş yolunda ben ve bir grup arkadaş sigarayı bırakma kararı aldık.

4. ciddi denemem olacak bu. ılk deneme 1 ay, ikinci deneme 6 ay, 3. deneme 1 ay sürmüştü. Süre eğrisi yükselme trendinde, inşallah bu sefer sonsuza yakınsayacak.

Bu sigarayı bırakma hadisesi, psikolojik hazırlık gerektiriyor, bu nedenle tatil dönüşünü sigarayı bırakma tarihi olarak belirledik, sağolsun arkadaşlara da uydu bu takvim.

Neticede yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır diyerek vaatlerimi sıralıyorum. Belki sigarayı bırakacak başka insanlara da bir faydası olur.

  1. Sigara bırakma tarihi belirleyeceğim, günü seçerken stresli olmayacağım sakin bir dönem tercih edeceğim. 15 gün idealmiş, çok uzatmamaya dikkat edeceğim (yaptım bunu)
  2. Sigarayı bırakacağım güne kadar, sigara alışkanlığımı değiştirmeye çalışacağım, sigara içmeyi tetikleyen uyaranlara ters yaklaşacağım. Sigarayı yemekten sonra değil önce içeceğim. Çay kahve tüketimimi azaltacağım. Meyve suyunun kitabını yazacağım. Süt içeceğim süt içireceğim. Toplu taşım aracından indikten hemen sonra sigara yakmayacağım. Sigara içme eylemini rahatsız bir hale getireceğim, mesela rahat rahat otururken değil ayakta sigara içeceğim. Böyle böyle metabolizmamın sigaraya ait akışını bozacağım, salak edeceğim.
  3. Bırakma gününe kadar ve ondan sonra stres yapmayacağım. Sigara olmadan da yaşanabileceğini aklımdan çıkartmayacağım. Daha önceki denemelerimde beni zorlayan bir daha sigara içemeyecek olmam düşüncesi idi. Bu düşünceyi bastırmamaya, onun anlamsız olduğunu farketmeye çalışacağım. şevkimi kırmayacağım.
  4. “Sigarayı mı bırakıyorsun, bir hafta sonra başlarsın ehehhehüe” diyenlere “görüceeez” diye mukabele edip işi inada bindireceğim. Yılmayacağım. (Fırat sana diyorum :) )
  5. Sigarayı bıraktıktan sonra özellikle ilk hafta sersemlik, ebleklik, dikkati toplayamama, asabiyet, telaffuz güçlükleri gibi etkiler olacak, önceki tecrübelerimden bunların geçici ve benim dayanabileceğim şiddette olacağını biliyorum. Unutmayacağım.
  6. Ofisteki dolabıma, meyve suyu, bisküvi, kraker vb gıda maddesi zulalayacağım. Canım sigara istedikçe bu gıdalardan azar azar tüketeceğim. Ama abartmayacağım. (zaten kilo alamıyorum ben pek, ehehe)
  7. Bir iki hafta içinde yoksunluk belirtileri geçecek. Sabredeceğim. 1. ve 6. ayın sonunda aklıma gelen “ohoo bak ne güzel bıraktım, şimdi bi tane içersem bişey olmaz, gene bırakabilirim nasıl olsa” gibi şu an gerzekçe, o an çok mantıklı gelen cümleler kurmayacağım. Akıllı olacağım.
  8. Benimle birlikte sigarayı bırakan duman avcısı, sağlık neferi güzide arkadaşlarımla biraraya geldiğimde “yahu ne iyi ettik de bıraktık, baksana senin cildin pek bir güzelleşmiş”, “bıraktığımdan beri fişek gibiyim, turp gibiyim peh peh”, “hacım eskiden bu merdiveni çıkarken soluk soluğa kalıyorduk, şimdi bak tavşan gibi sekiyoruz heyyyooo” gibi moral yükseltici konuşmalar yapacak, gözyaşlarımı içime akıtacağım. :)
  9. Sigarayı bıraktığım gün spor salonuna başlayacağım. Bench press, cardio derken vereceğim endorfini, vereceğim adrenalini. Pırıl pırıl olacağım.
  10. Sigaraya harcadığım parayla kendime güzellikler yapacağım, dvd alacağım, paintball marker alacağım, plastik model alacağım. Reel sektöre katkı sağlayacağım. Gezeceğim göreceğim, görürsün sana neler edeceğim.
  11. Her şey bir yana arkadaşlarla kararlaştırdığımız yemek ısmarlama cezasına düşmemek ve cümle aleme rezil olmamak için sigaraya başlamayacağım. (1 milyar hesap geldi geçen sefer)
  12. Başlamayacağım. O ilk sigarayı içmeyeceğim.
  13. ışbu belge 13 madde olup imzalanıp vs. Vs.

ınat ettim bakalım, gazamız mübarek ola.

18:17      15 yorum      Yorum Yaz
06


Sözde kışın bitmesi ve havaların nispeten ısınması ile küçüklüğümden itibaren muzdarip olduğum bu hastalık bir nebze ara verdi ağrıya sızıya.

Ataklarında eklemlerde şişme, ağrı ve sabah sertliği (tahmin ettiğiniz değil) ile seyreden bu rahatsızlık ile ilgili maalesef semptomatik tedavi ve yayılmayı önleme dışında herhangi bir ilaç müdahalesi mümkün değil. Sebebi bilinmeyen, vücudun kendi dokusuna düşman olması şeklinde ortaya çıkan oto-immün bir hastalık. (house gibi oldu)

Yanda ilk tanının konmasına yardımcı olan rontgen imajı bulunuyor. hastalıktan muzdarip orta parmak ayan. (sen 10 yıl tıp oku radyolog ol, 15 yaşında velet rontgenden hareket çeksin)

orjinalini kaybetmişim, http://www.golge.net'teki resimden aldım. :)

Romatoid artrit ile ilgili daha çok bilgi için tık, tık


Aşağıdaki diyaloğu sözlükte de yazmıştım, ilgili olduğundan buraya da kopyalıyorum. orjinali şurda


El parmaklarındaki bilimum eklem şişip zonklamaya başlayınca doktora gidilir. aile tatmin olmaz. izmirin tanınan romatologlarından birinden randevu alınır.


Doktor ağır ağır muayenesini yapar. büyük bir ciddiyetle tansiyon ölçer, nabız sayar. hareket kısıtlılığı var mı bakar vs.

- şimdi şöyle iki tip romatizma var, şimdi sizde bulunan romatizmaaa
- (özel muayene olunca siz olduk di mi, negzel anlatıyon bak)
- büyük eklemleri tutan
- (bismillahirrahmanirrahim)
- kalp kapakçıklarına yerleşeeen
- (eşhedüenlaa...)
- romatizma tipinde.
- (aha aha aha)
- değil!!!
- (ulan doktor gibi ben senin)
- tedavisi yok, bununla yaşamayı öğreneceksin
- (bunu sağlık ansiklopedisi de dediydi zaten)


Bunun akabinde hasta diyaloğu takdire şayan bu doktorumuz, prospektüsü 3 sayfa, yan etkileri sistemlere göre gruplanarak listelenmiş bir ilaç yazar. ilacın amacı romatizmanın yayılmasını önlemeye çalışmak olup, prospektüsteki yan etkileri arasında seksüel disfonksiyon bile vardır.
yemişim romatizmayı deyip ilaç bırakılır.
13:20      Yorum Yaz