04


Ortaokul döneminde çok yoğun olmakla birlikte hala zaman zaman nükseden tik problemi yaşıyorum. Göz kırpma, alt dudakla garip bir hareket yapma, boğaz temizleme, hımlama, boyun kaslarını sıkma, omuz oynatma gibi birbirini izleyen ve başa saran tikler yüzünden dayak yemeyazmadan tut, gerizekalı zannedilmeye kadar çeşitli tepkilerle karşılaşırdım.

Son dönemde hafif bir onaylar gibi baş sallama kaldı, onu da halledersek tik olayını kapatacağız diye düşünüyordum ki tiklerin yerine başka birşey koyduğumu farkettim.

Arada sakallarımla oynadığımı biliyordum ama işin boyutunu Planet earth belgesellerindeki gibi bir hızlı çekim denemesi için kendimi çekmemle farkettim.

Planet Earth yazısı ve daha anlamlı içerikli benzer videolar yolda.



16:40      1 yorum      Yorum Yaz
14


Blog'a daha önce girenler farketmiştir, tasarım, altyapı vs değişti. Ayrıca artık hakkikotek.net adresinde ikamet ediyor olacağım. şu ana kadar blogspot üzerinden yayınlananan yazılara ve yorumlara artık bu adresten ulaşılabilecek.

Hala geliştirme aşamasındayım, sağı solu patlarsa mail atıp haber veren, fikir beyan ederse ekstra mutlu bir insan olurum. Yeni özellikler de geliyor. Fotoğraf ve Video bölümü de olacak. ışten güçten vakit buldukça eğlenceli şeyler eklemeye çalışacağım.

Sitede emeği geçenlere anmak isterim:

Ertan Ceviz emek verip sanatını konuşturdu tasarım yaptı, gaz verdi, bannerda kuş uçurdu. Sitenin bu hale gelmesinde önemli payı var. Her gün " blog bitmedi mi daha" diye sorarak motive etmeseydi süreç çok daha uzun olacaktı.
Sağolsun...

Serdar Çıplak "site yapıyorsun da sana bi de hosting lazım, sana bizim serverdan manzaralı yer açayım" dedi, beni   masraftan kurtardı.
Varolsun...

Erkan Alkanat, weble ilgili tecrübelerini paylaştı, Css konusunda destek verdi. Trickler öğretti. Bir yandan da " siteyi tableless yap, yoksa hiç yapma zaten" diyerek zorladı. Sayesinde ajax öğrendim, web ufkum genişledi. 508 filan bişeyler de anlattı da çok hatırlamıyorum :D
Çok yaşasın...

Yazılara konu olan olaylarda yanımda bulunan, iş ve ev ortamındaki varlıklarıyla bende yazı yazacak moral, enerji ve huzuru sağlayan ailem ve iş arkadaşlarıma da teşekkür ederim. Ayrıca php mysql vb web teknolojilerine aşina olmamda büyük etkisi olan Emre Odabaş var. Onu da anmadan geçmeyeyim.

Ve belki de en önemlisi; suya karalama yapmadığımı hissettiren, siteye gelip değerli vaktini gereksiz yazılarımı okumak, yorumlarıyla renklendirmek için harcayan sevgili ziyaretçi....

Sen de sağol...

Görsel buradan
05:09      11 yorum      Yorum Yaz
12


Hasan, maşanın ucundaki nalı kenara bırakıp çırağına körüğü durdurmasını söyledi. Çekicini örsün yanına koydu. Küçük kasabanın 3 demircisinden biriydi. ıri yarıydı, çekiç sallamaktan kolları kuvvetlenmişti ama duman ve metalle sürekli haşır neşir olmaktan cildi pörsümüş, mesleği yaşının 15 yıl ilerisinde göstermesine sebep olmuştu. Akşam ezanını okuyan müezzine  kulak kabarttı. Abdest almak için dükkanın arkasındaki bidona yürüdü. ışini bitirince çırağına seslendi:

- Ben camiye gidiyorum, temizliği bitirince kapatırsın. Yarın şehre ineceğim, sen sabah erkenden dükkanı açarsın.
- Tamam usta.

Aceleyle yerleri süpürmeye başlayan çırağına bakıp kafasını sallayarak çıktı.

Cami, dükkanın alt sokağındaydı ve geçen kış kopan büyük fırtınada düşen yıldırım yüzünden yıkılan minaresi henüz tamamlanmamıştı. Yarım minaresi ve boyası dökük duvarı cami ye kasvetli bir yüz veriyordu. Hasan avludaki sedirde oturan yaşlılara selam verip içeri girdi. ıçerisi düşük voltajlı lambalarla aydınlatıldığı için loştu. Hasan bir gözünü yıllar önce sıçrayan bir kıvılcım yüzünden kaybetmişti. Sağlam gözünün karanlığa alışmasını bekleyip ön saflara doğru yürüdü.

Ertesi sabah Hasan, karısından yolluğunu ve küçük kümesinden en besili tavuğunu alıp yola koyuldu. Kasabanın meydanında bekleyen dolmuş'a bindi. şoförün uygun gördüğü yolcu sayısı tamam olunca dolmuş hareket etti.

Sarsıntılı bir yolculuğun ardından dolmuş, yolcularını şehrin kıyısından itibaren teker teker dökmeye başladı. Hasan garaja girmeden indi. Gürültülü ve kalabalık yerlerden oldum olası hoşlanmaz, tenhada kendini huzurlu hissederdi. Daha önce bir kez gittiği evin yolunu çıkarabilmek için huyu olmadığı halde çevresine bakınarak yürümeye başladı.

Yarım saat yürüdükten sonra aradığı evi görebildi. Geniş avlusu bel hizasında duvarla çevrili  evin bahçe kapısından girdi. Kapıyı vurup bekledi. Kimdir o diyen kadın sesini, sıkılarak “demirci Hasan” diye cevapladı. Bir yandan da şeyhin evinde kapının kapalı olmasını, bir de üstüne kapıyı çalana kim o diye sorulmasını tuhaf buldu, havanın serinliğine, yanaşmanın saflığına verdi.

Ayakları bağlı tavuğu kapıyı açıp kanadının ardına saklanan kıza teslim edip kızın eliyle işaret ettiği odaya doğru gitti. ıçeride 3 kişi daha vardı. Giyimlerinden çevre köylerden geldiklerini ve fakir insanlar olduklarını tahmin etti. Selam verip mindere çöktü. Biraz sonra genç bir oğlan elinde tepsiyle girdi. Hoş geldiniz deyip şerbet ikram etti.

Yarım saat geçmeden aynı oğlan geri gelip bekleyenlerden birine şeyhin kendisini göreceğini söyledi. Adam ayağa kalkıp takip etti. Hasan sade odanın duvarlarına bakarken diğer adam konuştu.

- Nerelisin hemşerim?
- Kavaklı.
- Ben de Küçükpınardan geldim.
- Ne iş yaparsın.
- Yarıcılık yapıyorum.
- Nasıl bu sene mahsul?
- Azın yarısı işte.
- Zor, Allah kolaylık versin.
- Amin. Amin. Sen ne iş yaparsın?
- Demirciyim.
- ışler nasıl kasabada?
- Borç harç olmasa idare ettirir.
- Allah kurtarsın.
- Sağolasın.

Hasan küçük pencereden giren güneşin ışığında uçuşan tozlara bakarken sessizlik çöktü. Havada asılı toz taneleri güneş vurdukça parlıyor, meyve sinekleri gibi birbiri etrafında dönüyordu. Hasan muhatabına baktı, adamın da kendisine baktığını görünce gözünü kaçırdı. Paçasına bulaşıp kurumuş çamura fiske atmaya başladı. Sonra minderi toz ettiğini düşünüp durdu. Kafasını kaldırdığında adamın hala ona baktığını fark etti. Bu sefer kaçırmadı gözlerini. Adamcağızın gözlerinin dolu olduğunu görünce kafasını yine pencereye çevirdi.

ıç oğlanı kapıdan başını uzatıp sohbet arkadaşını çağırınca Hasan rahatladı. Odada yalnız başına düşünerek sırasını bekledi. 15 dakika sonra oğlan bu sefer onu çağırmak için göründü. Delikanlının ardı sıra şeyhin odasının kapısına kadar geldi. Kapının eşiğinin yanında gösterilen yere oturdu.

- şeyh hazretleri çağırınca girersin.
- Peki.

Mürit hemen ilerideki perdeyi aralayıp yan odaya geçti. 5 dakika geçmeden içeriden şeyh hazretlerinin sesi duyuldu.

- Hasan, Evladım gel...

Hasan heyecanla doğruldu. şeyhin kendisini görmeden geldiğini bilmesine şaşırmıştı. Yüzünde şaşkınlığın sersemliğiyle odaya girdi. Başını eğip kapının yanında durdu.

- Yanıma gel.

Küçük adımlarla ilerledi. Bağladığı ellerini çözüp şeyhin eteğine uzandı. Hoca efendi hızlı davranıp kaftanının eteğini çekti. Elini tuttu.

- Yüzüme bak Hasan oğlum.

Hasan başını kaldırdı ve şeyh hazretlerinin yüzüne baktı. Geçen gelişinde bir ahbabının refakatinde kapının yanında beklemiş, şeyhi birkaç kaçamak bakışla görebilmişti. Uzun gri sakallarının ardında şeyhin ağzı küçük, burnu biçimliydi. Gözleri ise yalnız Allah dostlarının ve dünyevi zevkleri terk etmiş insanların gözlerindeki derin ifadelerine sahipti. Hasan başını tekrar eğdi, sessizce bekledi.

Hoca efendinin hemen sağında sade işlemeli rahlede açık bir elyazması vardı. Bir yandan Hasan'ın elinden tutan şeyh bir yandan da kitaptan dua okuyordu. Hasan şeyhten ummadığı bu yakınlık karşısında şaşırmış ve mutlu olmuştu. Hocaefendinin şefkatli bakışlarından etkilenmişti. Ellerinden vücuduna bir sıcaklık yayılıyor, hocasının yanında olmak ruhuna huzur veriyordu. Dua bitince şeyh yine adıyla seslendi.

- Hasan.
- Buyrun şeyhim.
- Sıkıntıların var, evladım. Rahat ol. Dünya imtihan sahasıdır. Allah kimi kulunu sıkıntıyla, kimi kulunu ferahlıkla imtihan eder. Dert verdiği kulu isyan edecek mi, zenginlik verdiği kulu azacak mı diye bakar. Seninki gibi dertler dünyevidir. Gelip geçicidir. Gönlünü ferah tut. Dertlerin bize saklı değildir. Dua ettik, Allah'ın izniyle sıkıntıların geçecek.
- Allah sizden razı olsun.
- Cümlemizden inşallah. Rabbimin izniyle  yakında işlerin açılacak, borcunu vadesi gelmeden ödeyeceksin. Karına da zulmetme. Çocuğunun olmaması evet senin suçun değil ama karına karşı da şefkatli ol. ınşallah duamız kabul olursa yakında bu derdiniz de kalmayacak.

Hasan, şeyhin tüm gizlilerini bu kadar kolayca bu kadar isabetli bilmesinden duyduğu şaşkınlıkla afallamıştı. Teşekkürünü ağzında döndürüyor ama bir türlü dilini çözemiyordu. Kekeleyince şeyh hazretleri güldü.

- Çocukluğundan beri pepeme değildin Hasan. Ne oldu sana?

Hasan iyiden iyiye vecde kapılıp şeyhin eteğine kapandı. Başı dönüyor, gözleri kararacak gibi oluyordu. şeyh elini başına koydu. Birden içini tekrar huzur kapladı. Yaşlı gözleriyle şeyhine baktı.

Hocaefendi yumuşak bir sesle:

- Haydi şimdi güle güle git Hasan evladım. Allah'ın selamı üstüne olsun.

Hasan ancak avlu kapısında kendine gelebildi. Titreyen bacaklarla garaja doğru ilerledi. Yaşadığı deneyimden çok sarsılmış, kafasında soru işaretleriyle geldiği dergahtan perçinlenmiş bir inançla çıkmıştı. Kendini şaşkın ama iyi hissediyor, yüce bir zatın da yardımıyla Allah'ın desteğini tüm gücüyle içinde hissediyordu.

Borç içinde yüzmesine ve huyu da olmamasına rağmen yola çıkmadan önce karısına elbiselik kumaş aldı.

------ o ------

Hasan gittikten sonra hoca efendi kasılarak oturmaktan ağrıyan belini dinlendirmek için ayağa kalktı. Odadaki perdeyi aralayıp biraz önce Hasan'ı odaya getiren oğlanı çağırdı. Yeni gelen tavuğu Kavaklılı Mustafa gelince ona vermesini söyledi. Rahlesinin başına dönüp kalemini eline aldı. Biraz önce okuduğu sayfanın altına yazmaya başladı.

Hasan'ın komşusu Mustafa, Hasan'ın şeyhi ziyaretinin ertesi günü şehirdeydi. Alışverişini yaptıktan sonra dergaha uğradı. Yanında getirdiği kağıtları şeyhin müridine verip Hasan'ın tavuğunu aldı. Ufak tefek haberler, dedikodular için gayet güzel bir hediyeydi. Sevinçle evine döndü. Sevinci ertesi sabah tavuğun kaybolduğunu anlayana kadar sürdü.

Mustafa'nın bahçesi Hasan'ın bahçesiyle duvar komşusuydu. Tavuk maceralı bir minibüs yolculuğu, şehirde bir gezinti ve sarsıntılı bir başka dolmuş yolculuğu sonucu eski evinin yanına gelmişti. Mustafa'nın köpeğinin yabancı tavuğa pek misafirperver davranmamasının da verdiği güçle alçak duvarı kör kanatlarıyla uçarak aştı. Yine evinde olmanın huzuruyla avluda böcek aramaya başladı.

Ertesi gün Mustafa yeni tavuğunu ararken Hasan dükkana gitmek üzere evden çıkıyordu. Ziyaretinin şaşkınlığını hala üstünden atamamıştı ki şeyhe götürdüğü tavuğun bahçede eşelendiğini gördü. Kapı eşiğine çömelip kaldı. Bütün dertlerini bilen, onun için dua eden şeyhin dergahına utanmadan sadece bir tavukla gitmişti ve o yüce insan, o Allah dostu zat büyüklük göstermiş, tavuğunu da dua gücüyle taa şehirden geri göndermişti.

Cimriliğinden utandı. Kendini affettirmek için bir dahaki ziyaretinde şeyhine doğru düzgün hediyeler götürmeye and içti...

Görsel buradan

16:01      Yorum Yaz
24


İlk Pi filminde görmüştüm, sarmallara takıntılı esas oğlan önceleri hocasıyla oynadığı go tahtası üzerine taşlarla sarmallar çiziyordu. Daha sonra aynı oyun Beautiful Mind (güzel insan:) filminde de görünüyordu.


Oyunu matematikle uğraşan kişilerle bağdaştırdığım için ve kendim de sayısal mezunu olduğumdan GO oynamaya özenmiştim o zamanlar. Tabi tahtayı taşları edinip sonra siyahlarla beştaş oynamamak adına oyunu öğrenmek gerekiyor.

GO öğrenmesi kolay, ustalaşması zor bir oyun. basit birkaç kuralı var ki kavraması 3 dk kadar sürüyor. Daha sonra oyunu hakkıyla oynamak için insanın yıllarını vermesi gerekiyormuş. Kendim dönem dönem popüler objelere maymun iştahlı olduğumdan ve GO'da ustalaşmak için gerekli olan akli-ruhi melekeleri taşımadığımdan kumda oynama mertebesinde karar kıldım. Övünmek gibi olmasın çok mütevazi insanımdır, kendimi ve sınırlarımı bilirim, övünmeyi de hiç sevmem.

GO, rakiplerin Siyah veya Beyaz taşlarıyla tahta(goban) üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmalarına dayalı bir oyun. Taşlar hareket ettirilmiyor, ancak rakip taşlarla çevrelenirse tahtadan alınıyor. Tahtayı domine eden kazanıyor, ele geçirilen rakip taş sayısı da bir etken tabi. Genelde satrançla karşılaştırılıyor ve GO hakkinda "Satranç muhasebecilerin, GO filozofların oyunudur" gibi büyük laflar ediliyor. Tasvip etmiyorum, sonuçta satranç da bu camiaya yüzyıllarını vermiş sevdiğimiz bir oyun. Bununla birlikte GO oyununun sezgisel olduğu su götürmez, çünkü bir taşın değeri tahtadaki komşularıyla oldukça fazla ilintili. Oyun aniden dönebiliyor. Taş değerlerinin hesaplanması zor olduğundan ve hamle ihtimal sayıları uçuk olduğundan satrançtaki gibi usta oyuncuları yenecek bilgisayar programları üretilemiyor. Bu durum ilk etapta insana "ışte insan aklının ve yüreğinin elektroniğe üstün geldiği bir başka nokta" sevinci yaşatsa da bedava bir program 9x9 luk tahtayı koltukaltınıza sıkıştırdığında gözlerde hafif bir oynamaya sebep olabiliyor.

Oyuna heveslenen arkadaşlara şu linkler oldukça faydalı olacaktır.

Oyun ve kuralları ile ilgili bilgiler, interaktif örnekler.
Turkiye Go oyuncuları derneği
Vikipedi
13:06      1 yorum      Yorum Yaz
18


Dört ay kadar önce ev hayvanı kadromuzdaki boşluğu doldurmak adına hamster edindik. Sağolsun hanım fareden kemirgenden korkan bir insan olmadığından gönül rahatlığı ile kafesi aldım kolumun altına geldim eve. Bu arada kafes denen plastik-metal konstrüksiyon hamster sahibi olmak için harcamanız gereken meblağ'ın büyük kısmına tekabül ediyor. ışin hayvan kısmı ucuz, en kral pet-shop'tan gonzales kasa son model hamster'ınızı 20 liradan alabilirsiniz, hamster için daha fazla para isterlerse anlayın ki iş kafes noktasına geldiğinde yanağınızdan öpmeye niyetliler. Tekrar söylüyorum, bu meret en janti yerde 20 lira, ayda 30 tane üreyen hayvana daha fazla para vermenin anlamı yok.

Tahmin ediyorum ki çok ürediklerini söylediğim anda gözlerde bir parlama oldu. Hamster denen canlının 1 ayda ergen olduğunu, 15 günde doğurduğunu ve bir batında ~10 yavru verdiğini öğrenince benim de gözümde Kötek Hamster Üretme Çiftlikleri ve Peynircilik, Hafriyat Sn. tic. ltd. şti şeklinde bir ticari sicil gazetesi ilanı canlanmıştı ama sermaye bulamadım.

Efendim başa döneyim, hayvanat bayiindeki arkadaş benim "Ben bu hamster denen şeyden alacak idim, neler almam lazım" şeklindeki sorumdan hamster camiasına yabancı olduğumu anlayınca, kafesle beraber, talaş, yem suluk vb elzem edevatın yanında ballı yem, hamster parfümü, ekstra talaş falan da kakalamayı ihmal etmedi. ballı yemleri hamster tüketti, kafes koku yapmasın diye sattıkları suyu da parfüm niyetine ben kullanıyorum, daha iki sene gider bana.

ışin enteresan yönü kafes denen şey hamsterdan daha sevimli. Cicili bicili renkli plastikler, efendime söyleyeyim borular, alafortanfonik egzersiz cihazları. Eklemlenebilir ve upgrade edilebilir bir sistem kurmuşlar ki para harcamayı bırakamayın. Neyse standart bir kafes donanımı, talaş, yem vs alıp hamster beğenme seviyesine eriştik. 20 tane yavrunun birarada yaşadığı kafesten gözüme beyazlı kırçıllı bir tanesini kestirdim, görevli arkadaş sağolsun binbir güçlükle alıp kafese dahil etti. Parasını da ödedik, evimize yollandık.

Hamster denen zibidi daha çok geceleri aktif. Geceyarısından sonra sabaha kadar yemek, spor, temizlik döngüsüne giriyor. Sabah olunca da akşama uyanmak üzere uykuya yatıyor. Çok temiz, titiz terbiyeli bir tür olduklarına dair söylentiler var ancak 4 aydır bakıyorum, öyle bir ışık göremedim. Elalemin hemstırı tuvaletini belli bir yere yapıyormuş, bizimkisinin tekerleğini pok götürüyor. Aileden gelen bir eğitim sanırım, bizimkisi alamamış. Huyu da pis, iki sevelim diyoruz, sıkıya gelince ısırıyor.

Hayvanın güzel tarafları da yok değil. Sevimli olmasının yanında pisboğaz olması ve yemek seçmemesi nedeniyle problemsiz bir ev hayvanı. kuruyemiş, sebze, meyve ne bulursa yiyor. Eline aldığı şeyin ağzında kaybolmasından Agop'un kazı gibi götürdüğünü zannedebilirsiniz ancak işin aslı o değil. Yemeği bulduğu zaman yanaklarına (avurduna) dolduruyor daha sonra da yiyemediklerini çıkartıp bir yere saklıyor.



ınternette sık sorulan bir soru da hamster'ın cinsiyetinin nasıl anlaşılacağı; kişisel tecrübem şu: eğer yavru hamster erkekse iki hafta içinde direk anlaşılıyor zaten.

Sonuç olarak evde beslemeye uygun, sevimli bir hayvan, kısa ömürlü olması kötü. Maksimum 3 yıl ömür biçiyorlar. Yalnız yaşamaya da uygun oldukları söyleniyor ki evin istila edilmesini istemediğimden beyefendiye eş almayı planlamıyorum. Köfte bey bekar haliyle bize yetiyor.

Görsel: Mr Da Trang veya Jenniek ns bilemedim...
10:57      2 yorum      Yorum Yaz