May
0

Dönüş


Geçtiğimiz 5 ay boyunca Silahlı kuvvetler tarafından istihdam edildim.

Yayınlanan talimnamelerde “Personel 22:00 – 22:40 saatleri arasında kişisel blog’u ile ilgilenir” maddesi unutulduğu için bu süre zarfında siteye yeni bir şeyler ekleme fırsatım olmadı. Yazılacak şeyler birikmiştir diye tahmin edenler yanılmıyor, ancak yazılacak şeylerin halkı askerlikten soğutma suçu kapsamına girmeyecek derecede yumuşaması, nostalji perdesi arkasında flulaşması için gerekli süre henüz geçmedi. Açıkçası asker dönüşü, sürekli askerlik anısı anlatan bir adam olmak da pek çekici gelmiyor. Dolayısıyla hayata dair hiç kimsenin ilgisini çekmeyen normal yazılarımla devam etmeyi planlıyorum. Sık sık gelin, arayı soğutmayalım…

Ara
2

GPS Projesi

Blogda ne tarz teknolojik atraksiyonlar yapabilirim diye kafa patlattığım bir dönem aklıma bulunduğum yerin koordinat bilgisini paylaşmak gelmişti. Bazı arkadaşlar güvenlik ihlali olduğunu düşünerek olumsuz yorum yapsa da, Hakkı Kötek’in o an nerede olduğu bilgisinin sadece hanıma yanlış lokasyon verilmesi durumunda sorun olabileceğini düşünüyordum.

Bluetooth destekli bir gps cihazı edindim ancak cep telefonum simbiyan koşturduğu için oturup sıfırdan java falan kasmak zor geldi. Proje rafa kalktı.

Ta ki bugüne kadar.

Artık Hakkikotek.net takipçileri yaklaşık olarak koordinatlarımı görebilecek.

Not:koordinat bilgisi 5 ayda bir güncellenir.

Kas
10

La Noliy


Siyah Beyaz fotoğraflar çektiğimi farkettim son zamanlarda.

İnce bir neşe boyasının altında akıyor kara kara sıkıntılar. Saman altından
depresyon yürütüyorum.

Daha gitmeden mayısa kaç ay var onun hesabındayım.

Bir nebze azaltabilir miyim şaşkınlığı diye her gördüğüme askerlik anısı
soruyorum.

Unutkan adamım ben. Genellikle hatırlamam sıkıntılarımı ama her sabah illa ki
bir arkadaş hatırlatıyor:

“Hocam senin askerlik de yaklaşıyo ha”

Aman ne önemli tespit.

Hani öğretmenin verdiği bir ödevi yapmamışsındır da sınıf arkadaşın ballandıra
ballandıra başının ne kadar belada olduğunu anlatır ya, o iştahı görüyorum 2
sene tecilli adamlarda.

Daha dün “2 buçuk ay var daha” idi. Ne zaman yırtıldı o kadar takvim yaprağı?

Son ay daha da hızlı geçiyormuş, öyle diyor tezkereli abiler.

Bir yandan da enteresan bir heyecan var. Hani yaz tatilinin sonuna doğru rahat
batar da okulu özlersin ya. Bir an önce başlasın, bitsin bu bekleyiş diye. Onun
gibi bişey.

Heyecan var, zira şubeye iki ziyaretten anladığım kadarıyla çok enteresan
insanlar tanımak nasip olacak. Güzel yönleri de vardır.

Zamanla yaşayarak öğreneceğim.

Fırsat buldukça yazacağım, belki ağır-yeşil asker psikolojisinde bile bişeyler
çıkar.

Hatta bak şimdi aklıma geldi. Askerin not defteri olsun sağ köşede. Şafak
sayacının altına koyarım.

Ahahaha az dur kodlayayım hemen.

Ağu
1

Hindsight


MTU.exe hindsight için “Bir şeyin nitelik ya da anlamını sonradan anlama” diyor.

Anathema yıllar yılı giderek yumuşayan sound’unu bu toplama albümle doruğa taşımış. Birbirinden güzide Anathema şarkıları akustik yorumlarıyla karşımızda.

Türkiyedeki ikinci Anathema konseri öncesinde imza gününde bir sohbetimiz esnasında vokal için “Clean, always clean” demişlerdi. Brutaliteden, jınjından uzaklaşma tamamlanmış, temiz sesin, senfonik tınının güzelliğine sonradan varılmış, benim albümden anladığım bu.

Tracklist şöyle:

1. Fragile Dreams

2. Leave No Trace

3. Inner Silence

4. One Last Goodbye

5. Are You There?

6. Angelica

7. A Natural Disaster

8. Temporary Peace

9. Flying

10. Unchained (Tales Of The Unexpected)

Dinlemeye kıyamıyor insan.

Ağu
0

SCUBA

Yaşım baya küçüktü, hayal meyal hatırlıyorum. Sanırım anneme veya babama
kızdığım zaman mutfaktan tencere tava araklayıp yatağımda bağımsız ev kurmaya
çalıştığım döneme yakındır. Kaptan Kusto belgeselleri izler, su altında uçan
insanlara çok özenirdim.

Yemek masasının altına batık, 3 lü koltuğun arkasına mağara dalışı yapardım.
Belki de kendi kendime öğrendiğim ilk yabancı kısaltma kelimedir:

S.C.U.B.A.

Dalış hadisesi benim için inanılmaz güzel bir rüyaydı. Baştan aşağı macera,
esrarengiz alemlere geçiş kapısıydı. Ha bir de işi daha da çekici yapan bir şey
daha vardı.

Denize girmem yasaktı…

Zayıf bünyeli bir çocuktum, dondurma yediğim günün akşamı boğazım şişer, denize
girersem ertesi gün kulağım iltihap kapardı. Dolayısıyla bizimkiler pek razı
olmazlardı bu aktivitelere.

Dondurma yemeyen, arkadaşlarıyla plaja kaçmayan çocuk mu olur. Olduğu kadar
işte.

Yaş ilerleyip de bağışıklık sistemi biraz toparlanınca, denize daha sık girer
oldum, tabi yüzmeyi öğrenmem baya geçe kaldı.

Çocukluk hayalim aklımdan çıkmış yemin ederim. Yaşlanmak bu olsa gerek.
Hayallerini unutuyor insan.

Şirkette organizasyonları düzenleyen Atilla diye bir arkadaş var. Kendisi bir
sabah kahvaltısında dalış kursu ayarlanacağını söyleyince dedim ki “beni de yaz
hacı”

Günler geçmek bilmedi, sonunda gittik klübe. Mekan Bahçeşehirde, bizim eve de
yakın. Cumartesi günü teorik bilgiler edindik, ertesi gün havuzda pratik yaptık.
Yarın da deniz dalışına gidiyoruz. Allah !!!

Scuba kuşanmak, dalış yapmak isteyen önce kurs buluyor kendine göre. Fiyatlar
biraz tuzlu, ama eskisi gibi pahalı değil, sektör tabana inmiş artık baya.

Dalış eğitimleri genellikle iki sertifikasyon programından biri üzerinden
veriliyor. Türkiye Sualtı sporları federasyonunun üyesi olduğu CMAS ve tüm
dünyada tanınan, yaygın olarak kullanılan PADI.

Enteresandır, bu ikisi arasında ciddi bir çekişme var. Bu işten para kazanan
insanlarda bu tavır normaldir, anlaşılabilir ama eğitim alanlar da kendi
sertifikası dışındakilere nedense tırt gözüyle bakıyor. PADI eğitiminin daha
kapsamlı olduğu söyleniyor, CMAS görmediğim için bilemiyorum. Bana biraz Canon -
Nikon çekişmesi gibi geldi.

Her kesimi kucaklamak, PADI alıp CMAS’ı kırmamak için iki bröveyi de almaya
karar verdim. Normalde Türkiye sularında dalış yapmak için CMAS brövesi
gerekiyormuş, ancak uygulamada PADI sertifikası ile problem yaşayan duyulmamış.
Yine de ipi sağlam kazığa bağlayayım dedim, fazla sertifika göz çıkarmaz.

Dalışa engel sağlık problemi yoksa ve biraz yüzme biliniyorsa eğitime
katılabiliyorsunuz. PADI klasında ilk adım olan Open Water sertifikası ile dalış
malzemesi kiralamaya, dalış organizasyonlarına katılmaya, iki dalgıç biraraya
gelip dalmaya hakkınız oluyor. CMAS ta bunun muadili “bir yıldız balıkadam”
brövesi, bu ekolde farklı olarak, dalış yapabilmek için en az 1 tane 3 yıldız
balıkadamın nezareti gerekiyor.

O.W. eğitimi kabaca şu konuları içeriyor:

Dalış ekipmanları hakkında bilgiler, ekipmanın sökülmesi takılması, dalış
esnasında uyulacak kurallar, buddy sistemi, su altında haberleşme, dalış
hastalıkları, hacim – basınç – yüzerlilik vb teknik konular, dalış planlama vs.

Bu teorik bilgilerin yanında havuzda ve denizde denenerek kazanılan bazı
beceriler var.

Bunlar kısaca:

Regülatör kullanımı, maskeden su tahliye etmek, maskesiz yüzmek, dalış
ekipmanını çıkarmak – tekrar kuşanmak, nötr yüzerliliği sağlamak, havanın
kesilmesi durumunda uygulanacak emergency prosedürler, ahtapot kullanmak,
buddyden çimlenmek (Bunun tam anlamıyla hava otlanmak olduğunu söylemek isterim,
sanırım biraz kibarlaştırılmış ifadesi çimlenmek oluyor)

Eğitimin her safhası eğlenceli ve önemli. Dikkatli dinlemek, ciddiye almak
lazım.

Kurbağa Adam dalış merkezindeki eğitmenimiz Cüneyt hoca sağolsun, çok ilgilendi.
Buradan kendisine teşekkür etmek isterim.

(bkz:http://www.kurbagaadam.com)

Yarın ve öbürgün dalıştayız. Dalışın hikayesi bir sonraki yazıda.

Tem
1

Berber II


devam edelim…

nerde kalmıştık?

Önlük, evet.

Berber koltuğunda oturuyoruz ki bu koltuk şekil, şemal ve fonksiyonalite olarak
bir çok eziyet aracının fikir babasıdır. Örneğin dişçi koltuğu. Dişçiler (pardon
diş hekimleri) hastaları üzerinde tahakküm kurmak için berber koltuğunun o
sakinleştirici ve ezici enerjisini kullanırlar. Gömülür kalır insan. Yine de
dişçi koltuğu berber koltuğu kadar etkili değildir, bazen bağırıp ses
çıkartabilirsiniz, dişçiye itiraz edebilirsiniz. Halbuki berberde öyle mi?

Berber koltuğunun etkisinin temelleri çocuklukta atılır. Boyu kısa çocuğun
tıraşa hazır hale gelmesi için el altında bulundurulan kolçak tahtası körpecik
zihinlere başarısızlığın, yetersizliğin alfabesini kazır. Bu etki boy uzayıp
normal oturuşa geçildiğinde bile müşteriyi etkilemeye devam eder.

Koltuğa geçişte, makina değdikçe ensesi gıdıklanan tıfıl günlerine dönmüş berber
müşterisinin son iktidar nüvesi, hayatı üzerindeki son tasarrufu da önlük ile
bertaraf edilir.

30 yaşında bir insan neden önlük takar? Başka yerde var mı bir benzeri?

Önlüğün bağlanması da tıraş ritüelinde önemli bir safhadır. Müşterinin boğazı,
beynine kan gitmesine sadece onu öldürmeyecek derecede izin verecek şekilde
sıkılır.

Koltukta önlükle oturan, boğazı sıkılmış müşteri artık tava gelmiştir. Bedenen
kıskıvrak bağlanıp etkisiz hale getirilmiş müşteri üzerinde psikolojik
hakimiyeti perçinleyecek sorgu sekansı başlayabilir.

Sorgu genellikle standart soruyla başlar.

“Nasıl yapıyoruz abi?”

Çok afedersiniz burada biraz kendimi kaybedeceğim. Neyi nasıl yapıyoruz be. Ne
bileyim nasıl yapıyorsun? Nasıl yapıldığını bilsem sana gelir miyim, bu eziyeti
çeker miyim? Vitaminsiz.!!!!

Biliyorum, önünü arkasını yanını ne şekil keseceğiz demek istiyor. Yalnız bende
cevap verecek hal var mı? Önlük sıkıyor, beyne oksijen gitmiyor. Zaten
tecrübeler gösteriyor ki berbere tarif ettiğiniz saç modeliyle tıraş sonrasında
kafanızın alacağı şekil arasında herhangi bir neden-sonuç ilişkisi yok.

O gene bildiğini yapacak. Çaresiz hık mık “Sen bildiğin gibi yap hocam, geçen
seferki güzeldi öyle olsun” deyip atlatıyoruz.

Tıraşın ilk dakikaları çok zor değil, ilk anda acıyı maksimize edip daha sonra
monotonlaşmasına izin vermiyorlar. Enseler, yanlar falan derken saçın makasla
kesimi için ıslatılmasına gelince benim tansiyon düşüyor. O saatten sonra berber
kafayı kabak mı yapmış, yandan sürekli yaslanmış mı farkedilmiyor.

Saç kesildikten sonra bir anlık bir rahatlama var, zira saçını yıkıyorlar.

İlk anda o daraltıdan kurtulmak, burna göze giren saç kırıklarının uzaklaşması
insanı rahatlatsa da elin adamının kafanı lavaboya eğip saçını yıkaması, burnuna
su vermesi falan çok garip. Beni en çok etkileyen kısım burası. Yabancı birinin,
suyu insanın burnuna burnuna verip bir yandan da kafasını ittirmesi kişiyi
yaralıyor, örseliyor, incitiyor.

Şimdiki berberim yapmıyor, eskisi saçımı yıkarken bir de şampuan tercihimi
sorardı.

Bana soru sormayın kardeşim, ensesine bastırılan bir adamın sağlıklı tercih
yapması mümkün mü? Sakalları 3 kere kesilmeden yüzlerinin karartısı gitmeyen
onca adamın arasında Dove gibi kadınsı bir şampuan kullandığımı itiraf etmek
zorunda mıyım? Maskülen bir şampuan ismi düşünürken hangi devreler yanıyor
biliyor musun? HIRT.

Şimdi gittiğim berber iyi. Soru sormuyor, sorarsa da “her zamankinden” diyorum,
o gene bildiğini okuyor. Şampuanı da bildiğimiz muz kokulu berber şampuanı.
Damacanayla alınandan. Mis.

Ola ki sakal tıraşı da olacaksam akabinde kulakları iyice tıkıyorum dönen
mevzuulara. Zira traşına yorum yaparsan, elini boynuna götürür ağzını burarsan
zannediyorsun ki berbere üstün gelirim. Hahahaha.

“Sen mi kesiyorsun sakalını”

“Ben kesiyorum evet” (Yok hanım sirle komple alıyo sakalı evde. Töbe töbe)

“Yanlış kesmişsin”

“Hadi ya” (Lan nasıl yanlış, zamanında ters alma dedi bir türdeşin, öyle
kesiyoruz işte)

“Çürütmüşsün boynunu”

“Nasıl kesmem lazım?” (Önlükle sıkıyodun ya demin ondan olmasın)

“Ehöehehe o da bize kalsın”

“Peki madem” (HIRT)

Yanakta tüyler var ya. Onların sana ne zararı var be abim. İnsaflısı ispirtoyla
büyü yapar gibi yakar. İmansızına denk geldiysen iple bişeyler yapar adamın
çanına ot tıkar. Sir diye bişeyle almışlardı bir sefer, iki gün elma yanak
gezdim. Gereksiz.

Neyse, neticede kremi, pudrası, berber parfümü falan derken bitiyor işlem. Masaj
falan yapanı var, oralara girmek istemiyorum.

Baştan sona eziyet. Hiç bitmeyen kabus.

Ondan sonra neden papaz gibi geziyorsun derler.

Ha bir de bu kadar eziyetin üstüne para veriyoruz.

Görsel
buradan

Tem
1

Berber I


İddia ediyorum: Erkek kuaförü (eski dilde berber) modern erkeğin en büyük
açmazıdır.

Binlerce yıllık avcı-toplayıcı geleneğin dayattığı baskın erkek karakterin yok
hükmünde olduğu nadir mekanlardır berber salonları. Berberin dükkanındaki
otoritesi ve rahatlığı etrafını bir aura gibi sarar ve müşteriye inanılmaz bir
baskı olarak yansır.

Olayın birden fazla boyutu, ezikliğin birden fazla nedeni var tabi. Saç / Sakal
tıraşı yapısı gereği insanı şekilden şekile sokan bir şey. Bu aşamalarda
yönlendirici ve emreden ton hep berberdir. Artık bu işin sırrını meslek okulunda
çıraklar balonu traş ettikten hemen sonra mı veriyorlar bilemiyorum.

Binbir berber gezmiş, işi profesyonel takip etmiş bir insan değilim, ancak
yıllar yılı berber denen otorite sembolüyle dirsek temasında oldum. Bir miktar
tecrübe birikti.

Olur a, bu yazıyı bir hanım okuyordur, erkek berberinin ne menem bir yer
olduğunu bilmeyen vardır. Olayı adımlarıyla açıklayayım. Bir gözünüzle okumaya
devam ederken diğerini kapayın, kafanızda canlandırın lütfen.

Saçımız uzadı, sakalımız karıştı. Acizlik buradan başlıyor. Kendi saçımızı
kesemiyoruz. Ne yapacağız? Bir profesyonelden yardım alacağız. Çok tanko
değilsek, bir tıraşa bin akçe vermiyorsak randevuyla gitmiyoruz berbere. Götürü
usulü. Niyet ettik, yolumuzu çevirdik, girdik dükkana.

Girdin mi? Ne görüyorsun?

Bir sürü insan…

Kaçarı yok arkadaş. Sabahın köründe bile o berberde mutlaka birileri vardır.
Bekleyeceksin. Tıraş denen ritüele ruhen hazırlanacaksın.

Selam verip oturduk bekleme koltuklarından birine. Önümüzde illa ki Posta
ve/veya Fotomaç gazetesi. Gittiğin berbere göre Bulvar’a kadar düşebilir kalite
eşiği. Beklerken vakit geçirecek başka bir şey de yok.

Oku bakayım: Magazin haberleri. Romantik Serseriden aşk tavsiyeleri.

Bir de sakal tıraşı mı olacak koltuktaki müşteri?

Oku oku: Haydar Dümenden cinsel sağlık rehberi.

Bu arada bir kulağın da ortada dönen muhabbette.

O dükkanda mutlaka tıraş olmayacak bir tip vardır. Ya mahallenin genci jöle
sürmeye gelmiştir, ya esnaf komşu muhabbete niyetlidir.

Spor, siyaset, sağlık, bilim, teknoloji. Her şey konuşulabilir. Burada dikkat
edilecek bir kural var: konuşurken beynin yaratıcı herhangi bir fonksiyonu
kullanılmamalıdır. Berberde ancak başkasından duyduğunuz şeyleri
aktarabilirsiniz.

Sohbet, gazete haberlerinin “bak bak X ne yapmış” şeklinde dillendirilmesi ile
başlayabilir mesela. Ya da mutlaka açık olan televizyondan bir done kapılır.
Onun üzerinde konuşulur. Dikkat edilecek bir diğer nokta: Berber daima haklıdır.
Konuşurken bu gerçeği unutmamak gerekir.

Belki beni kınayacaksınız, ne tırt adam bu diye düşüneceksiniz. Acele etmeyin.
Bu ezikliğin tüm nedenlerini bir bir anlatacağım.

Sıra geldi mi? Şanslısın, çünkü görünürdeki tüm müşterilerin işi bitse bile
berber senin yeterince tava gelmediğini hissederse telefon jokeriyle yedek
müşteri çağırabilir. Gıkını çıkaramazsın.

İşte sunağa doğru gidiyorsun. Saç tanrısının başrahibinin elinde kurban
olacaksın.

Berber nazik. Ama nezaketi babanın çocuğunu dövmeye başlamadan önce konuşurken
gösterdiği nezaket gibi. Sahte ve eziyete gebe.

Berber senden yaşça küçük olabilir, sosyal statü, eğitim, sınıf mınıf ne dersen
de, her yönden hayatta berbere fark atmış olabilirsin.

Önemi yok !

Önlük var…

devam edecek…

Görsel
buradan

Haz
8

Binicilik


Dün kardeşimin gazlamasıyla evimizin yakınında olduğunu düşündüğümüz bir
binicilik klübüne gittik. İnternetten bulduğumuz ve yaklaşık 6 yıldır kapalı
olan bir klübün çalışanından aldığımız telefonla adres tarifi aldım. Sağolsun
ilgili beyefendi gayet güzel tarif etti mekanın yerini, tabi ben “arabamız yok,
dolmuşla nasıl geliniyor oraya” diye soramadığımdan, bağdat seyahati usulü
çıktık yola.

Hain dolmuşçuların yönlendirmesi ile aslında tek dolmuşla gidilebilen çiftliğe 3
vesaitle ulaştık. Hadımköy denen bir yerde, Gürman Çiftliği gittiğimiz yer.

Daha önceleri 5 dakika sürelerle İzmir – Güzelyalı da ata binmiştim. Çiftliğe
ulaşıp atları gördükten sonra anladım ki beni kandırmışlar, at biniyorum diye
sevindiğim hadise eşşekle gezmekmiş.

At denen şey iri. Çok iri !

“Fatih’in İstanbulu fethettiği yaşı 10 yıl geçtim neredeyse, seker hop diye
binerim atın üstüne” diye kurarken, kendimi 3 basamaklı merdivenin üstünde
buldum. Efendim, üzengiler ayarlandı, eğere yerleştim. Eğitmen arkadaş sordu :

“Spor yapıyor musunuz?”

Düşününce mantıklı, binicilik de bir spor tabi. Ancak benim aklımda binicilik,
bilardo sporu gibi çok ciddi kas gücü gerektirmeyen bir şey. Gerçi masanın
etrafında ıstaka taşırken bile yorulduğum düşünülürse bilardo da baya bir
egzersiz benim için. Soruya cevabım bu ruh halinde geldi.

“Yok, pek yapmıyorum”

Hoca güldü.

“Bacaklarımızı çalıştırmıyoruz yani”

Aslına bakılırsa günün belli bir saatini masamda bacaklarımı titreterek
geçiriyorum. Televizyonda satılan o elektrik vererek kas kastıran cihazların
yaptırdığı kaslara bakarsak gayet güzel egzersiz aslında. Yine de binici
pantolonu giyen birisine anlatılacak birşey değil.

“Evden servise yürüyorum, ordan da işyerine”

Bir yandan atın üstünde sabit kalmaya çalışırken, bir yandan da bu kondisyon
sorgusunun sebebini anlamaya çalışıyorum. Neticede adı üstünde: binicilik.

Biniyorsun yani. Asıl işi at arkadaş yapıyor. Sen yönlendiriyorsun. At koşuyor,
baht kazanıyor, alet işliyor el övünüyor.

Değilmiş.

Meğersem at hafiften hızlanınca biniciyi zıplatıyormuş. Yol boyunca kıç üstünde
zıplamamak adına atın hareketiyle senkron oturup kalkmak lazımmış.

Tamamdır, Zamanı gelince otururuz, yeri gelince kalkarız. Nedir ki?

Neyse başladık alıştırmaya. Otur kalk, otur kalk. İşin garip tarafı, ayak
özengiye tam takılmıyor. Ayağın önüyle üzengiye basıyoruz. Topuklar aşağıda.
Normalde topuğundan güç alan biri olarak olay bana yabancı geldi. Ayağı kaydırıp
eğere tabiri caizse “Lank!” diye oturmak da var. Neyse topuğu indir, dik dur,
ata bakma, gözler ilerde, karın içeri derken olayı biraz kavradım. Bir tek dik
durmakta zorlandım. Neticede sürekli kambur duran biri için at üstünde fetih
gazıyla bile dik durmak unutulabiliyor.

Otur kalk’ı biraz çalıştıktan sonra el bırakmaya geldi sıra. Önce bir el bele
konup öyle gidiliyor. Sonra diğer el. Sonuçta bu ellerin dizginleri tutabilecek
kadar eğerden uzaklaşabiliyor olması gerek.

Eğitimin sonuna doğru atı durdurmak, döndürmek, tırısa kaldırıp istediğin zaman
tek nal üzerinde şak diye durdurmak, şaha kaldırıp sağa sola, ille de arkaya ok
yağdırmak gibi edvens konuları gördük. Ancak oraları tam hatırlamıyorum, at
bulup da “hadi bakalım” derse biri yapamayabilirim.

Binicilik inanılmaz keyifli, bir o kadar yorucu birşeymiş. Baştaki “Spor var mı
spor” sorularının bir sebebi var. Yarım saat eğitimin sonunda eve dönüş yolunda
yorgunluktan bacaklarım titriyordu.

Her keyifli şey gibi binicilik de maliyetli. Gerçi Hülya Avşar filmlerinden
aklımızda kaldığı kadar über zengin olmak gerekmiyor. Abartmadan, ara ara
yapılırsa keseyi delmez gibi.

At binenin ....

İletişim:
Gürman Binicilik ve Spor Kulübü

Müdür: Murat Gürman

Telefon: 0 212 857 81 39

Fax: 0 212 857 81 73

E-posta: burakgurman@gmail.com

Adres: Gürman Çiftliği Eskice mevkii Büyükçekmece / İSTANBUL
Görsel www.atevi.com

Haz
0

Apdeyt


Son yazının tarihine bakıyorum da epey uzun zaman olmuş birşeyler
karalamayalı. Bu süre zarfında siteye uğrayıp aynı şeyleri gören herkesten
ricam, kusura bakmamalarıdır. Zira bahanelerim var, mazeretlerim var.

Neler neler oldu bu süre zarfında. Öncelikle en önemlisi ve en travmatik olanı
ev taşımaktı. Mecidiyeköydeki evden çıktık, şehrin hay huyundan uzak(!)
Bahçeşehir – Esenkent’e taşındık. Olayda sevgili Ertan’ın baskı ve reklam
çalışmaları önemli rol oynadı. Kendisine buradan teşekkür edeyim.

Esenkent güzel bir yer, site formatında apartmanlar sıralanmış. Evlerin arası
nefes alınabilecek kadar yer sağlıyor insana. Mecidiyeköyden sonra moğol
stepleri gibi geliyor. Tavsiye ederim.

Her şey güzel de bir tek yol koyuyor insana. İşe servisle giden bir insan olarak
pek şikayet hakkım yok ama otobüsle gidip gelmek hakikaten mesele. Onun dışında
yeni yerimiz güzel.

Ev taşıma vs derken Açıköğretimi de bitirdim. Silahlı kuvvetlerden kuruma
katılmam konusunda talep var. Şartlar uygun olursa değerlendireceğim. :)

Bunlar dışında günler işe git-gel şeklinde geçiyor.

Hayat güzel be.

May
0

Üç


Her şey sıfırla başladı. Sıfır, varlığı anlamlandıran yokluk. Karanlık.

Bir, varoluşun başlangıcı, Teklik, yeklik ve yetkinlik, Bir’in sıfırla ilişkisi,
sonsuzu içinde saklıyor. Bir, sıfırdan sonsuz yaratıyor, Işık olsun diyor, ışık
oluyor. Varlığın yoklukla etkileşiminden evren doğuyor.

İki, bölünmenin başlangıcı, karşıtlık ve zıtlık. Farklılaşmanın adı: iki.
Çeşitlilik ikiyle başlıyor. Farklılaşan kendinden başkaya arzulu, İki, cazibeyi
doğuruyor.

Artı ve eksi, varlık ve yokluk, siyah ile beyaz evleniyor. Ve bundan sonra 3,
evrene doğuyor.

Bir yüksek, sıfır alçaksa, 3 akış.

Doğum varlık, Ölüm yokluksa, 3 Hayat.

3, Evreni döndüren enerji, nesillerden doğan güç.

2 yoksa 1 yalnız, 3 yoksa 2 anlamsız.

3 yoksa, Renk yok, Hareket yok, Hayat yok.

Zümer (6):

O, sizi bir tek nefisten yarattı. Sonra ondan eşini var etti. … …Sizi
annelerinizin karnında bir yaratılıştan öbürüne geçirerek üç karanlık içinde
oluşturuyor. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Mülk yalnız onundur…

BolcaFoto: ÜÇ