10


Geçen hafta sonu eşimle birlikte Bursaya ailemi ziyarete gittik. Babam sağolsun önceki ziyaretlerimizde Bursanın gezilmedik yerini bırakmamış. Dolayısıyla Pazar aktivitesi olarak beni en son çocukken gittiğim kaplıcaya götürdü.

Hanım bize katılmadığından aile kısmı yerine umumi banyoya gittik.

Mekan 1555 yılında hizmete açılmış. Kanuni Sultan Süleyman'ın başveziri Rüstem Paşa tarafından yaptırılmış. Sultan Süleyman'ın da bu kaplıcada nikris (gut) hastalığına şifa bulduğu söyleniyor.

Prosedür şöyle:

Kaplıcaya girişte emanet ve kasa var, ücreti ödüyor ve değerli eşyalarınızı teslim ediyorsunuz. Toplam 14 lira karşılığında kaplıcada yıkandıktan sonra yatakta istirahat edebiliyorsunuz. Eşyalarınızı dolaba kilitliyor ve peştemalı çekip kaplıcaya giriyorsunuz.

Mekanın locasında büyük bir soba var, etrafında oturup çay içilebiliyor, burayı geçip kaplıcanın içine giriyoruz, hemen sağda "üşük terleten" adlı bir bölüm var, 83 derece sıcaklıktaki suyun buharıyla ısıttığı odada bir süre yumuşadıktan sonra çıkıp havuz başındaki kurnalara geliniyor. Bu bölümde dikkat çeken kısım aslan başı. Ağzından yüksek sıcaklıkta su akan bu heykelin altında babayiğitler sıcakla yunuyor. Açıkçası ben cesaret edemedim.

Yıkandıktan sonra çıkıp havlu bölümüne geliyoruz. Havlulara sarınıp yataklı kısıma geçiliyor, bir görevli üstünüzü havlularla örtüyor, banyonun üstüne bir miktar istirahat ediyorsunuz. Akabinde çay geliyor. Çayı içip kuş gibi hafiflemiş bir şekilde, mekanı terkeyliyoruz.

"Ay ne öyle kıllı kıllı adamlarla yıkanılır mı" şeklinde düşünmedikten sonra kaplıca büyük keyif, girift tarih, maksimum rahatlama.

Tavsiye olunur.

Yeni Kaplıca Resmi Web Sitesi
14:12      2 yorum      Yorum Yaz
28


Efendim, öyle bir çağa geldik ki insanlar internete bağlanıyor, çet yapıyor, google da "afrikalı çıblak kadın memesi" şeklinde arama yapabiliyor, mahkemece kapatılmadığı zamanlarda youtube dan komik videolar izliyor ve altına "ehu mehu a.q." şeklinde yorum yazabiliyor. İşte bu sınırsız bilgi deryasına(!) ve interaktiviteye ulaşmamızı sağlayan teknolojilerin en önemlisi bilgisayar. Eski dilde kompüter.

Yeni nesil teknolojilerin çoğunda olduğu gibi bilgisayar'ın arkasında da büyük bir ekip ve uzun süreli bir geliştirme süreci var. Tabi bu sürecin bazı adımlarında büyük beyinler itici güç olarak ortaya çıkıyor ve büyük sıçramalara yol açıyorlar. Hesaplayıcı teknolojisinde büyük ve birincil atılımın müsebbibi olarak da aklımıza Alan Turing geliyor.

Turing, 1912 de Londrada doğuyor. Zekası küçük yaşta farkediliyor ve 14 yaşında Sherborne Okuluna gönderiliyor. Dehanın yan komşusu azim ve inatçılık kendini o yaşta göstermiş, Turing okulun ilk günü Genel grev'e denk gelince okula ulaşmak için 60 km yolu bisikletle katediyor.

Bilimsel yönden kendisinden daha nitelikli bir arkadaşının da desteği ve gayretleriyle okulu başarıyla bitiriyor, arkadaşının ölmesi üzerine Turing onun ilerlediği yolda yürümek için iyice bileniyor. Turing'in en sevdiği hikaye Pamuk Prenses. Arkadaşıyla ilişkisinin romantik olduğu daha sonra anlaşılıyor.

Turing daha sonra dünyayı değiştirecek olan çalışmalarını algoritma ve Evrensel turing makinası olarak adlandırılan simgesel bir cihaz olarak kurguluyor. Problem çözümünde algoritma ve Kararsızlık durumları üzerine çalışmalar yapıyor, birbirinin işlem sonuçlarını girdi olarak kullanan turing makinalarını kurguluyor.

Savaş yıllarında çalışmaları Turing'i askeri projelere taşıyor. Alman enigma şifrelerinin kırılması için yeni bir yöntem ve bu yöntemi kullanarak hızla şifre kıran cihazlar geliştiriyor. Daha önceleri polonya kaynaklı şifre kırma yöntemlerinin dayandığı Alman Kripto yöntemlerinin zayıflıklarının farkedilip protokollerin düzeltilmesi ile krize giren istihbarat akışını yeni yöntemiyle rahatlatıyor. Başarıları Winston Churchill tarafından takdir ediliyor ve destekleniyor. Savaşın gidişatını değiştiriyor.

Turing aynı zamanda yapay zeka üzerine de çalışıyor ve Turing testi olarak adlandırılan ve yapay zekanın tespitinde kriter olarak kullanılacak aksiyomlar geliştiriyor.

Savaştan sonra polisiye bir olay nedeniyle karakola yaptığı bir şikayet dolayısıyla homoseksüelliği deşifre oluyor. O dönem bir hastalık ve suç olarak nitelendirilen homoseksüellik Turing'e hormon tedavisi ve hapis arasında bir tercih yapmasını gerektiren bir hukuki süreci başlatıyor. Turing hapise girmektense hormon tedavisine başlıyor, östörojen yüklemesi nedeniyle sağlığı ve psikolojisi bozuluyor.

Turing yaşadığı devri ve dünyanın geleceğini değiştiren bir yaşamın ardından 1954 yılında evinde ölü bulunuyor. Cesedinin yanında siyanür enjekte edildiği düşünülen yarısı yenmiş bir elma, Turing'in hayatına son verirken en sevdiği hikayeyi bir kez daha hatırlatıyor.
 

Wikipedia: Alan Turing
 

17:09      Yorum Yaz
28


13 yaşında abisinin gitarıyla müziğe, 1 yıl sonra kendi gitarıyla kendi şarkılarını bestelemeye başlamış.

Tevellüt 84, bu yaşta ne kadar hüzün biriktirmiş şaşırtıcı.

Uyuşturucu bağımlılığı haberleriyle gündemde kendisi. Genç ölen iyi müzisyenlerden olacak gibi.

Biz müzikal anlamda neyler ona bakalım...

 

Back to Black

we only said good-bye with words
i died a hundred times
you go back to her
and i go back to black


 

You Know I'm No Good

 

MsnInConcerts sitesinden bir konserinin tamamı izlenebiliyor.
Wikipedia: Amy Winehouse

11:37      1 yorum      Yorum Yaz
22


Bandırma'da Anneannemin evinde oturduğumuz dönemdi, Teknoloji merakımı bulabildiğim elektronik cihazları keserle parçalayarak gidermeye çalışan bir çocuktum. Bu ruh halindeki bir çocuk için kutsal kase derecesinde kıymetli yegane cihaz Tees Elektronik Set idi. Babam da alımına razı olunca uzun sure her görev sonu babamın koltuğunun altında bir kutu ile gelmesini bekledim. Sağolsun babacığım her görevden eli dolu geliyordu, ancak getirdikleri; pestil, enteresan yemek tarifleri, Trt2'de Yalan Rüzgarı izleyebilmek için yükselticili anten gibi Elektronik Set olmayan ve dolayısıyla hiç ilgimi çekmeyen şeylerdi.

Duruma el atmanın zamanı gelmişti...

Bandırmada bulunmayan bu seti temin edebilecek tek yer İhlas ürünlerinin de satıldığı bir Türkiye Gazetesi irtibat bürosuydu. O dönemde Türkiye gazetesi bir nesli manyetizmadan tiksindiren akupunktur bileziği, titreşimli masaj yastığı, elektrikli akupunktur aleti gibi hiper-teknolojik ürünlerin biricik kaynağıydı. Abone işlemleri, kuponla dağıtılan ürünlerin dağıtımı gibi hizmetlerin yanı sıra başka ürünleri de getirtme gibi bir misyona sahipti. Evden oldukça uzak bir yerde, çarşıdaydı büro ve ben sadece çocuklarda görebileceğiniz bir manyak inadı ile 1 ay boyunca her gün büronun kapısından kafamı uzatıp sordum:
"Elektronik set geldi mi?"
ve her gün aynı cevabı aldım.
"Daha gelmedi."

Zalım adam hiçbir zaman daha fazla bilgi vermedi, "10 gün sonra gelecek, her gün gelip sormana gerek yok" demedi. Ben de her gün "bugün gelmiştir belki" heyecanımı bozup "Ne zaman gelecek bu set?! Ne plansız programsız iş yapıyorsunuz, zaten patronunuz Enver Ören'e de kılım" diyemedim. Zira Türkiye Çocuk dergisindeki akıllı uslu çocuklar büyükleriyle böyle konuşmuyordu ve ben Enver Ören'le zerre ilgili değildim.

İşin enteresan tarafı, sonunda seti o dükkandan mı aldım, yoksa babam mı bulup getirdi hatırlayamıyorum. Sadece çok sevindiğimi ve ellerim su toplayana kadar o küçük sarı plastikleri deliklere ittirdiğimi hatırlıyorum. Devre elemanları, kablolar ve bir kitapçık çıkıyordu setten. Kitapçıkta setle yapılabilecek devreler vardı, hırsız alarmı mı istersin, yağmur dedektörü mü, elektronik piyanolar mı dersin, ses üreteçleri mi. Ağzımın suyu akıyordu devreleri yaparken, kendimi unutuyordum. Radyo alıcı - vericisi yaparken polisle başım belaya girecek diye korkuyordum çünkü elektroniğin kutsal kitabında ilgili devrelerin altında "Türkiyede radyo-telsiz yayını yapmak özel izine tabidir, izin yoksa yasaktır ona göre" gibi bir uyarı vardı. Bu durumda ilk illegal işim radyo vericisi yapıp evin içinde yayın yapmaktı. Yayın menzili düşüktü ancak yan odadaki radyoya ulaşabiliyordum. Ama alıcı yapıp insanların telsiz konuşmalarını dinleyebiliyordum. Karısına akşam kurabiye yapmasını söyleyen balıkçıyı dinlediğimde kendimi oda kapısına kulağını dayamış biri gibi hissedip utanmıştım. Ilk etik problemimi de o zaman yaşadım adamın açık kanalda yayın yapıyor olması suçluluk duygumu hafifletiyordu. Verdim kömür reostaya tornavidayı, döndürdüm de döndürdüm. Pilot konuşmalarını dinlemek mümkün olmadı ama balıkçıları baya tanır oldum.

Şimdi çevreme baktığım zaman şunu görüyorum: aynı işi yaptığım, muhabbetinden hoşlandığım adamların çoğunda varmış elektronik set. Bazıları çok şanslıymış ES-2000 modeli kapaklı olanından almış babaları. Olsun, ben o basic setle dünyamı genişlettim.

Sağolasın be TEES.

Asıl teşekkür babama gidiyor. Allah razı olsun. Pahalı da bir aletti. Çocukluğumun en güzel saatlerini bir kutuya sığdırıp hediye ettin bana, bir başka hayat değiştiren hediyen de İstanbuldan getirdiğin 3 Baskan kurgu-bilim kitabıydı. Şimdi bu yazıyı bilgisayar başında yazıyorsam ve içimden bir şeyler yazmak geliyorsa senin sayendedir.

Hepsiburadada buldum ES-2000'i. Ortalıktan kaybolmadan alsam mı acaba? Yarın öbürgün benim çocuğum da uğraşır belki?

TEES Web Sitesi
HepsiBurada : Elektronik Set
11:56      6 yorum      Yorum Yaz
21

Brink: Come here, you phlegm-carapaced slime-faced mucus-brained furry-legged abductor of luminously intelligent but pulchritudinous Earth woman!

Eski cdleri karıştırırken elime geçti. Günlerce bilgisayar önüne çakılmıştım. İnternet'in çok yaygın olmadığı zamanlardı, walkthrough bulmak için komşunun bilgisayarından internetin altını üstüne getirip, dökümanı dot matrix printerda bastırıp oynamıştım bu oyunu.

Hikaye Alan Dean Foster'ın bir kitabına dayanıyor, Stephen Spielberg'ün de katkısıyla sürükleyici bir bilim-kurgu hikayesi çıkmış ortaya. LucasArts grafik ekolü, oyundaki tüm diyalogların sesli olması ve müzikler oyunu oyun olmaktan çıkarıp interaktif bir film haline getiriyor. Tabi dos dönemi 256 renk grafikler, düşük kalite ara videolar yeni nesil oyuncuların anlam veremediği şeyler.

Hikaye kısaca şöyle: Dünyaya yaklaşan yeni bir asteroid keşfedilir. Dünya yörüngesine oturan cismi incelemek için 5 kişilik bir ekip oluşturulur. Ekip, başına buyruk gazeteci - dilbilimci ablamız (Maggie), kendini beğenmiş bilim adamı - arkeolojist (Brink), Amerikan tarzı az anlayışıyla görev adamı komutan Boston Low ve iki mekik personelinden mürekkeptir. Ekip asteroide iner, standart amerikan yaklaşımıyla iki bomba patlatır ve asteroidin içinin boş olduğunu keşfederler. "Bu düğme neymiş?" "bu tablet buraya oturuyor mu?" diyerek aleti kurcalarken hyber-space jump vasıtası ile Allah'ın unuttuğu bir gezegene gelirler. Olaylar gelişir.

İsteyenler paylaşım programları ile oyunu temin edebilirler. Eski bir oyun olduğu ve microsoft geriye dönük uyumluluk konusunda mansiyon ödülünde kaldığı için oyunu oynamak için Scumm Vm programını edinmek gerekiyor. Linkler aşağıda...

Wikipedia: The Dig
Walkthrough: Yürüyelim arkadaşlar
Emülatör: S.C.U.M.M V.M.

14:46      1 yorum      Yorum Yaz