Çocukluğumdan hatırlıyorum, jönlerin esas kızları televizyonda
en fazla boyun nahiyesinden öptükleri zamanlar. Ben de ekranda öpüşen birilerini
görünce yüzümün kızardığı yaştayım.
Meraklı bir çocuğum, belgesel çıkınca ekrana yapışıyorum. En çok astronotlu uzaylı
belgeselleri seviyorum. Ee hep uzay belgeseli yok tabi televizyonda, arada bu dünyayı
da anlatıyorlar.
Afrika yerlilerini belgesellerden tanıdım, değişik insanlardı, mesela bir kabilenin
kadınlarının boyunları çook uzundu, bazıları kulaklarını, dudaklarını delip genişletip
kocaman halkalar takıyorlardı. Hayatını evde ve mümkün olduğunda tv karşısında geçiren
bir çocuk için bu değişik insanlar, başka memleketler çok ilginçti.
Yalnız bir gariplik vardı…
Kadın vücudunun sansür edildiği zamanlarda, bu afrikalı ablalarımızın memeleri
gayet normal birşey gibi gösterilirdi.
Evet biliyorum, kültürlerinde üst tarafı örtmeyi gerektirecek bir kural kaide
yoktur, her daim öyle geziyorlardır, onlar için normaldir. Ama bizim için normal
değildi. Kendisi ne kadar geniş meşrepli de olsa beyaz bir kadının memesini açıkça
göstermezlerdi. Rio karnavalında sadece sırtındaki kuş tüyleriyle dans eden bir
kadını göremezdik yakın zamana kadar televizyonda. Hiçbir televizyon programı “bunlar
böyle yaşıyor, hep memeler fora geziyolar” diyerek çıplaklar kampından görüntüler
sunmadı düne kadar.
Anladım ki, afrikalı olunca, siyah olunca, bizim gibi yaşamayınca kadın değilsin,
memen beyaz kadının memesi kadar korunmaya değer değil.
Vahşi hayvanları gösterir gibi gösterdiler bize afrikalıları.
Saramacca kabilesinin kadınları! Siz rahatlıkla gösterseniz bile içimdeki çocuk
görmesin diye sakladım memelerinizi.
Beyaz kadın kadar saygı göreceğiniz dünyaya selamım olsun.

Kaydol



Konusu insanken bile, bu yörelere ilişkin belgeseller bir ‘yabani hayatın bütün çıplaklığıyla gözlenmesi’ haline bürününce, belgesele konu olan bireylerin toplumsal eğilimlerini de (örneğin boyunlara takılan halkaların renkleri, sahibesinin medeni durumu hakkında bilgi veren toplumsal bir detaydır, yahut bir kadının dişlerini sivriltmesi günümüz kadınının estetik kaygılarla geçirdiği operasyonlara benzer) bu yabani hayatın içinde yeralan ve itinasızca röntgenlenmeye ve sergilenmeye layık ilkel davranışlar olarak algılamak garip değildir. Bu belgesellerin yayınlanmaya başlandığı dönemlerde meme ve bacak görme ihtimalimizin ne kadar düşük olduğu düşünülürse, izlemekte mahsur görmeyişimiz, bu bireylerin sergilemekten yana rahatsızlık duymamasından değil de, bizim bu eğilimleri ilkellikle (giyim medeniyet vurgusuyken, çıplaklık ilkellik sayılır) ve hayvan davranışıyla bütünleştirmemizden, söz konusu bireyleri de birer hayvandan farksız buluşumuzdan kaynaklanır bence de. ılkelliğin hayvan davranışıyla benzeştirilmesi, ardından da her türlü sömürüye layık olduğu fikrinin oluşması birilerinin işine yaradı, gerçi başka tanımlamalar sayesinde hala yarıyor. Çıplaklığın medeniyetle vazgeçilen davranış biçimi olduğu fikrinin yaygın olduğu dönemde, çıplaklığı çekinmeden olduğu gibi sergilemek ilkelliği vurgulama gayreti olarak düşünülebilir.
ilginç bir düşünce, sanırım haklısın da. o zamanlar ben de şöyle bir düşünce geliştirmiştim; aslında çıplak olmanın herhangi bir ayıp yanı yoktu. afrikalılara bu bakımdan minnettarım. beyaz adamın (avrupa, arap, türk, vs…) içinin fesat olduğunu anladım.
dg