Archive for Temmuz, 2008

Tem
1

Berber II


devam edelim…

nerde kalmıştık?

Önlük, evet.

Berber koltuğunda oturuyoruz ki bu koltuk şekil, şemal ve fonksiyonalite olarak
bir çok eziyet aracının fikir babasıdır. Örneğin dişçi koltuğu. Dişçiler (pardon
diş hekimleri) hastaları üzerinde tahakküm kurmak için berber koltuğunun o
sakinleştirici ve ezici enerjisini kullanırlar. Gömülür kalır insan. Yine de
dişçi koltuğu berber koltuğu kadar etkili değildir, bazen bağırıp ses
çıkartabilirsiniz, dişçiye itiraz edebilirsiniz. Halbuki berberde öyle mi?

Berber koltuğunun etkisinin temelleri çocuklukta atılır. Boyu kısa çocuğun
tıraşa hazır hale gelmesi için el altında bulundurulan kolçak tahtası körpecik
zihinlere başarısızlığın, yetersizliğin alfabesini kazır. Bu etki boy uzayıp
normal oturuşa geçildiğinde bile müşteriyi etkilemeye devam eder.

Koltuğa geçişte, makina değdikçe ensesi gıdıklanan tıfıl günlerine dönmüş berber
müşterisinin son iktidar nüvesi, hayatı üzerindeki son tasarrufu da önlük ile
bertaraf edilir.

30 yaşında bir insan neden önlük takar? Başka yerde var mı bir benzeri?

Önlüğün bağlanması da tıraş ritüelinde önemli bir safhadır. Müşterinin boğazı,
beynine kan gitmesine sadece onu öldürmeyecek derecede izin verecek şekilde
sıkılır.

Koltukta önlükle oturan, boğazı sıkılmış müşteri artık tava gelmiştir. Bedenen
kıskıvrak bağlanıp etkisiz hale getirilmiş müşteri üzerinde psikolojik
hakimiyeti perçinleyecek sorgu sekansı başlayabilir.

Sorgu genellikle standart soruyla başlar.

“Nasıl yapıyoruz abi?”

Çok afedersiniz burada biraz kendimi kaybedeceğim. Neyi nasıl yapıyoruz be. Ne
bileyim nasıl yapıyorsun? Nasıl yapıldığını bilsem sana gelir miyim, bu eziyeti
çeker miyim? Vitaminsiz.!!!!

Biliyorum, önünü arkasını yanını ne şekil keseceğiz demek istiyor. Yalnız bende
cevap verecek hal var mı? Önlük sıkıyor, beyne oksijen gitmiyor. Zaten
tecrübeler gösteriyor ki berbere tarif ettiğiniz saç modeliyle tıraş sonrasında
kafanızın alacağı şekil arasında herhangi bir neden-sonuç ilişkisi yok.

O gene bildiğini yapacak. Çaresiz hık mık “Sen bildiğin gibi yap hocam, geçen
seferki güzeldi öyle olsun” deyip atlatıyoruz.

Tıraşın ilk dakikaları çok zor değil, ilk anda acıyı maksimize edip daha sonra
monotonlaşmasına izin vermiyorlar. Enseler, yanlar falan derken saçın makasla
kesimi için ıslatılmasına gelince benim tansiyon düşüyor. O saatten sonra berber
kafayı kabak mı yapmış, yandan sürekli yaslanmış mı farkedilmiyor.

Saç kesildikten sonra bir anlık bir rahatlama var, zira saçını yıkıyorlar.

İlk anda o daraltıdan kurtulmak, burna göze giren saç kırıklarının uzaklaşması
insanı rahatlatsa da elin adamının kafanı lavaboya eğip saçını yıkaması, burnuna
su vermesi falan çok garip. Beni en çok etkileyen kısım burası. Yabancı birinin,
suyu insanın burnuna burnuna verip bir yandan da kafasını ittirmesi kişiyi
yaralıyor, örseliyor, incitiyor.

Şimdiki berberim yapmıyor, eskisi saçımı yıkarken bir de şampuan tercihimi
sorardı.

Bana soru sormayın kardeşim, ensesine bastırılan bir adamın sağlıklı tercih
yapması mümkün mü? Sakalları 3 kere kesilmeden yüzlerinin karartısı gitmeyen
onca adamın arasında Dove gibi kadınsı bir şampuan kullandığımı itiraf etmek
zorunda mıyım? Maskülen bir şampuan ismi düşünürken hangi devreler yanıyor
biliyor musun? HIRT.

Şimdi gittiğim berber iyi. Soru sormuyor, sorarsa da “her zamankinden” diyorum,
o gene bildiğini okuyor. Şampuanı da bildiğimiz muz kokulu berber şampuanı.
Damacanayla alınandan. Mis.

Ola ki sakal tıraşı da olacaksam akabinde kulakları iyice tıkıyorum dönen
mevzuulara. Zira traşına yorum yaparsan, elini boynuna götürür ağzını burarsan
zannediyorsun ki berbere üstün gelirim. Hahahaha.

“Sen mi kesiyorsun sakalını”

“Ben kesiyorum evet” (Yok hanım sirle komple alıyo sakalı evde. Töbe töbe)

“Yanlış kesmişsin”

“Hadi ya” (Lan nasıl yanlış, zamanında ters alma dedi bir türdeşin, öyle
kesiyoruz işte)

“Çürütmüşsün boynunu”

“Nasıl kesmem lazım?” (Önlükle sıkıyodun ya demin ondan olmasın)

“Ehöehehe o da bize kalsın”

“Peki madem” (HIRT)

Yanakta tüyler var ya. Onların sana ne zararı var be abim. İnsaflısı ispirtoyla
büyü yapar gibi yakar. İmansızına denk geldiysen iple bişeyler yapar adamın
çanına ot tıkar. Sir diye bişeyle almışlardı bir sefer, iki gün elma yanak
gezdim. Gereksiz.

Neyse, neticede kremi, pudrası, berber parfümü falan derken bitiyor işlem. Masaj
falan yapanı var, oralara girmek istemiyorum.

Baştan sona eziyet. Hiç bitmeyen kabus.

Ondan sonra neden papaz gibi geziyorsun derler.

Ha bir de bu kadar eziyetin üstüne para veriyoruz.

Görsel
buradan

Tem
1

Berber I


İddia ediyorum: Erkek kuaförü (eski dilde berber) modern erkeğin en büyük
açmazıdır.

Binlerce yıllık avcı-toplayıcı geleneğin dayattığı baskın erkek karakterin yok
hükmünde olduğu nadir mekanlardır berber salonları. Berberin dükkanındaki
otoritesi ve rahatlığı etrafını bir aura gibi sarar ve müşteriye inanılmaz bir
baskı olarak yansır.

Olayın birden fazla boyutu, ezikliğin birden fazla nedeni var tabi. Saç / Sakal
tıraşı yapısı gereği insanı şekilden şekile sokan bir şey. Bu aşamalarda
yönlendirici ve emreden ton hep berberdir. Artık bu işin sırrını meslek okulunda
çıraklar balonu traş ettikten hemen sonra mı veriyorlar bilemiyorum.

Binbir berber gezmiş, işi profesyonel takip etmiş bir insan değilim, ancak
yıllar yılı berber denen otorite sembolüyle dirsek temasında oldum. Bir miktar
tecrübe birikti.

Olur a, bu yazıyı bir hanım okuyordur, erkek berberinin ne menem bir yer
olduğunu bilmeyen vardır. Olayı adımlarıyla açıklayayım. Bir gözünüzle okumaya
devam ederken diğerini kapayın, kafanızda canlandırın lütfen.

Saçımız uzadı, sakalımız karıştı. Acizlik buradan başlıyor. Kendi saçımızı
kesemiyoruz. Ne yapacağız? Bir profesyonelden yardım alacağız. Çok tanko
değilsek, bir tıraşa bin akçe vermiyorsak randevuyla gitmiyoruz berbere. Götürü
usulü. Niyet ettik, yolumuzu çevirdik, girdik dükkana.

Girdin mi? Ne görüyorsun?

Bir sürü insan…

Kaçarı yok arkadaş. Sabahın köründe bile o berberde mutlaka birileri vardır.
Bekleyeceksin. Tıraş denen ritüele ruhen hazırlanacaksın.

Selam verip oturduk bekleme koltuklarından birine. Önümüzde illa ki Posta
ve/veya Fotomaç gazetesi. Gittiğin berbere göre Bulvar’a kadar düşebilir kalite
eşiği. Beklerken vakit geçirecek başka bir şey de yok.

Oku bakayım: Magazin haberleri. Romantik Serseriden aşk tavsiyeleri.

Bir de sakal tıraşı mı olacak koltuktaki müşteri?

Oku oku: Haydar Dümenden cinsel sağlık rehberi.

Bu arada bir kulağın da ortada dönen muhabbette.

O dükkanda mutlaka tıraş olmayacak bir tip vardır. Ya mahallenin genci jöle
sürmeye gelmiştir, ya esnaf komşu muhabbete niyetlidir.

Spor, siyaset, sağlık, bilim, teknoloji. Her şey konuşulabilir. Burada dikkat
edilecek bir kural var: konuşurken beynin yaratıcı herhangi bir fonksiyonu
kullanılmamalıdır. Berberde ancak başkasından duyduğunuz şeyleri
aktarabilirsiniz.

Sohbet, gazete haberlerinin “bak bak X ne yapmış” şeklinde dillendirilmesi ile
başlayabilir mesela. Ya da mutlaka açık olan televizyondan bir done kapılır.
Onun üzerinde konuşulur. Dikkat edilecek bir diğer nokta: Berber daima haklıdır.
Konuşurken bu gerçeği unutmamak gerekir.

Belki beni kınayacaksınız, ne tırt adam bu diye düşüneceksiniz. Acele etmeyin.
Bu ezikliğin tüm nedenlerini bir bir anlatacağım.

Sıra geldi mi? Şanslısın, çünkü görünürdeki tüm müşterilerin işi bitse bile
berber senin yeterince tava gelmediğini hissederse telefon jokeriyle yedek
müşteri çağırabilir. Gıkını çıkaramazsın.

İşte sunağa doğru gidiyorsun. Saç tanrısının başrahibinin elinde kurban
olacaksın.

Berber nazik. Ama nezaketi babanın çocuğunu dövmeye başlamadan önce konuşurken
gösterdiği nezaket gibi. Sahte ve eziyete gebe.

Berber senden yaşça küçük olabilir, sosyal statü, eğitim, sınıf mınıf ne dersen
de, her yönden hayatta berbere fark atmış olabilirsin.

Önemi yok !

Önlük var…

devam edecek…

Görsel
buradan