
Dün kardeşimin gazlamasıyla evimizin yakınında olduğunu düşündüğümüz bir
binicilik klübüne gittik. İnternetten bulduğumuz ve yaklaşık 6 yıldır kapalı
olan bir klübün çalışanından aldığımız telefonla adres tarifi aldım. Sağolsun
ilgili beyefendi gayet güzel tarif etti mekanın yerini, tabi ben “arabamız yok,
dolmuşla nasıl geliniyor oraya” diye soramadığımdan, bağdat seyahati usulü
çıktık yola.
Hain dolmuşçuların yönlendirmesi ile aslında tek dolmuşla gidilebilen çiftliğe 3
vesaitle ulaştık. Hadımköy denen bir yerde, Gürman Çiftliği gittiğimiz yer.
Daha önceleri 5 dakika sürelerle İzmir – Güzelyalı da ata binmiştim. Çiftliğe
ulaşıp atları gördükten sonra anladım ki beni kandırmışlar, at biniyorum diye
sevindiğim hadise eşşekle gezmekmiş.
At denen şey iri. Çok iri !
“Fatih’in İstanbulu fethettiği yaşı 10 yıl geçtim neredeyse, seker hop diye
binerim atın üstüne” diye kurarken, kendimi 3 basamaklı merdivenin üstünde
buldum. Efendim, üzengiler ayarlandı, eğere yerleştim. Eğitmen arkadaş sordu :
“Spor yapıyor musunuz?”
Düşününce mantıklı, binicilik de bir spor tabi. Ancak benim aklımda binicilik,
bilardo sporu gibi çok ciddi kas gücü gerektirmeyen bir şey. Gerçi masanın
etrafında ıstaka taşırken bile yorulduğum düşünülürse bilardo da baya bir
egzersiz benim için. Soruya cevabım bu ruh halinde geldi.
“Yok, pek yapmıyorum”
Hoca güldü.
“Bacaklarımızı çalıştırmıyoruz yani”
Aslına bakılırsa günün belli bir saatini masamda bacaklarımı titreterek
geçiriyorum. Televizyonda satılan o elektrik vererek kas kastıran cihazların
yaptırdığı kaslara bakarsak gayet güzel egzersiz aslında. Yine de binici
pantolonu giyen birisine anlatılacak birşey değil.
“Evden servise yürüyorum, ordan da işyerine”
Bir yandan atın üstünde sabit kalmaya çalışırken, bir yandan da bu kondisyon
sorgusunun sebebini anlamaya çalışıyorum. Neticede adı üstünde: binicilik.
Biniyorsun yani. Asıl işi at arkadaş yapıyor. Sen yönlendiriyorsun. At koşuyor,
baht kazanıyor, alet işliyor el övünüyor.
Değilmiş.
Meğersem at hafiften hızlanınca biniciyi zıplatıyormuş. Yol boyunca kıç üstünde
zıplamamak adına atın hareketiyle senkron oturup kalkmak lazımmış.
Tamamdır, Zamanı gelince otururuz, yeri gelince kalkarız. Nedir ki?
Neyse başladık alıştırmaya. Otur kalk, otur kalk. İşin garip tarafı, ayak
özengiye tam takılmıyor. Ayağın önüyle üzengiye basıyoruz. Topuklar aşağıda.
Normalde topuğundan güç alan biri olarak olay bana yabancı geldi. Ayağı kaydırıp
eğere tabiri caizse “Lank!” diye oturmak da var. Neyse topuğu indir, dik dur,
ata bakma, gözler ilerde, karın içeri derken olayı biraz kavradım. Bir tek dik
durmakta zorlandım. Neticede sürekli kambur duran biri için at üstünde fetih
gazıyla bile dik durmak unutulabiliyor.
Otur kalk’ı biraz çalıştıktan sonra el bırakmaya geldi sıra. Önce bir el bele
konup öyle gidiliyor. Sonra diğer el. Sonuçta bu ellerin dizginleri tutabilecek
kadar eğerden uzaklaşabiliyor olması gerek.
Eğitimin sonuna doğru atı durdurmak, döndürmek, tırısa kaldırıp istediğin zaman
tek nal üzerinde şak diye durdurmak, şaha kaldırıp sağa sola, ille de arkaya ok
yağdırmak gibi edvens konuları gördük. Ancak oraları tam hatırlamıyorum, at
bulup da “hadi bakalım” derse biri yapamayabilirim.
Binicilik inanılmaz keyifli, bir o kadar yorucu birşeymiş. Baştaki “Spor var mı
spor” sorularının bir sebebi var. Yarım saat eğitimin sonunda eve dönüş yolunda
yorgunluktan bacaklarım titriyordu.
Her keyifli şey gibi binicilik de maliyetli. Gerçi Hülya Avşar filmlerinden
aklımızda kaldığı kadar über zengin olmak gerekmiyor. Abartmadan, ara ara
yapılırsa keseyi delmez gibi.
İletişim:
Gürman Binicilik ve Spor Kulübü
Müdür: Murat Gürman
Telefon: 0 212 857 81 39
Fax: 0 212 857 81 73
E-posta: burakgurman@gmail.com
Adres: Gürman Çiftliği Eskice mevkii Büyükçekmece / İSTANBUL
Görsel www.atevi.com

Kaydol




