Archive for Şubat, 2008

Şub
6

Bak Zabıta geliyor…


Tatlısuya teyzemlerin yazlığına misafir gitmiştik. Teyze oğlu Kütahyada
okuyordu, Oradan süslü tabak vs almış gelmiş. Maksat ticarete atılıp harçlık
çıkartmak. Tabakları çantaya doldurduk, bindik erdek otobüsüne. Ekonomik
özgürlüğe kanat açıyoruz.

Erdekte kordonda uygun bir yer bulup serdik kilimi, tabakları dizdik. Gerilip
baktık ki tabakların mavisi gel gel yapıyor. Tamamdır bu iş, süper hasılat
yapacağız. Çok da kâr koymadık birim fiyata, sürümden kazanacağız. Zaten yer
ararken yolda o sıra tedavüldeki en büyük banknottan iki tane bulmuşuz. Sahibi de yok
ortalıkta, birini sadaka vermişiz. Diğerini teyze oğlu naaptı bilmiyorum ama
belli, kısmetimiz açık.

Çevrede birkaç tane daha işportacı var. Tanıştık, tavsiyelerini aldık. Mısır
satan teyze bize destek çıktı, “Zabıta gelirse ben haber veririm size” dedi.
Boru değil, illegal iş yapıyoruz. Ben zaten yoldan gönüllü çıkmışım. İlkokulda
okuldan o kadar nefret ederdim ki ayakkabı boyacısı olduğum, Kemalettin Tuğcu
hikayesi tadında hayaller kurardım. Küçükken Bursada bir kaç kız çocuğunun beyaz
ayakkabılarını bedavadan kahverengiye boyayıp annelerinden sopa yemelerine sebep
olmuşluğum da var. Tecrübeliyim yani. Dolayısıyla işporta tezgahının arkasında
halimden memnunum.

İlk müşteri. Bir dönüm noktası, o zamana kadar hep alıcı konumundayken birden
esnaflığa terfi etmişiz. Pazarlık yapıyoruz. Para kazanıyoruz. Adam oluyoruz
azar azar. Etrafı kolluyoruz ekmek teknemizi kaptırmayalım diye, tabaklar
tabaklıktan çıkmış kutsal emanet olmuş gözümde. Yoldan bisikletle geçenlere
dikkat ediyorum, dengesini kaybeden, yolunu şaşıran olur da tabaklara zeval
gelirse diye korkuyorum, atarım kendimi bisikletin önüne, yeter ki tabaklara
bişey olmasın. Sonra zaten emekçi düşmanı bisikletliyi denize atarız, teyze oğlu
uzun nasıl olsa.

İki tabağı sattık. İyi de pazarlık yaptı müşteri kadın, siftah da olduğu için
ucuz verdik. Tam onun üstüne mısırcı abla bize seslendi.

“Zabıta geliyor !!!”

Kilimi üstündeki tabaklarla nasıl topladık , çantaya nasıl koyduk
hatırlamıyorum. Çantanın bir sapına teyze oğlu yapıştı diğerine ben. Tabirin tam
karşılığı topuklarımız kıçımıza vura vura kaçıyoruz. Bir ara nefesimiz kesildi,
bir yerde durduk. Normalde işini bilen seyyar satıcı sokak arasına girer, biz
korkudan neredeyse semt değiştirdik. Semih abinin keyfi kaçtı, geri dönelim
devam edelim dememe rağmen otobüse binip eve döndük. Sattığımız tabak yol
paramıza denk oldu. Sıfıra sıfır elde var bir sürü tabak. O tabakları akrabaya
dağıtıp süper prim yaptı teyze oğlu.

Zabıtadan çekinirim ben. Sebebini de dün tıraş olurken buldum. Tıraş olurken
suyu idareli kullanmalıyız, barajlar bir türlü dolmuyor. Önümüzdeki yaz kuraklık
olacak, kıtlık çıkacak, çekirge basacak. Hiçbiri olmazsa İran olacağız zaten.

Hani bazen bir şeyden bahsederiz, sonra aklımızda bir düşünce dizgisi oluşur,
söylediğimizle ilgili başka konular gelir akla, onlar bir başkasını çağırır,
sonunda ilk konuyla alakasız bir noktaya geliriz, bunu da dile getirmek
istediğimizde “ne alakası var şimdi” gibi bir bakışla karşılaşırız. Onun gibi.

Suyu idareli kullanmaktan, sifonla kanalizasyona döktüğümüz içilebilir şebeke
suyu geldi aklıma. Buna çözüm bulmak adına yağmur suyunu mazgala yönlendirmek
yerine depolamayı düşündüm. Genele yayılabilirse baya tasarruf sağlar aslında.
Neticede binaların üstünde suyu toplayıp yönlendiren bir sistem var zaten. Bu
suyu depolasak helaya dökmek için temiz su kullanmamıza gerek kalmaz. Bunları
düşünürken de anneannemin evindeki büyük su varilini hatırladım. Bahçeli evin
çatısından gelen yağmur oluğu bu varile ulaşıyordu, içilmese de baya işe
yarardı. Küçük bir musluğu vardı. O varildeki suyun bittiğini hatırlamam, çünkü
idareli kullanırdık. Suyu biraz fazla akıtıp bahçenin dışına sızdırırsak Annem
de Anneannem de söz birliği etmişçesine “çok su harcıyorsun, belediyeden gelip
ceza kesecekler” diye kızarlardı.

O belediyeden hiç gelmediler. Ama ben her su kullandığımda sırtımda hissettim
belediyenin ceza kesen elini.

İşin üzücü tarafı, tıraş olurken yağmur suyunu toplayıp evlere dağıttım, Semih
abiyle beraber zabıtadan kaçtım, çocukluğumun geçtiği bahçeli eve bir yolculuk
yaptım ama tüm bu süre zarfında musluktan akan suya aval aval baktım. Suyu
aceleyle kapatıp yattım.

Aslında tam kapandı mı musluk emin değilim.

Kesin Belediyeden gelmişlerdir…

(bu yazıya konu olan olayların hiçbirinde su israf edilmemiştir.
Şaka yaptım, suyu açık bırakmıyorum öyle ben, su faturası nasıl geliyo biliyo
musun)

Görsel: Yeni
üniformalarıyla Tarsus belediyesi zabıta ekibi

Kütahya Porselen

Şub
2

Yeni Kaplıca


Geçen hafta sonu eşimle birlikte Bursaya ailemi ziyarete gittik. Babam sağolsun
önceki ziyaretlerimizde Bursanın gezilmedik yerini bırakmamış. Dolayısıyla Pazar
aktivitesi olarak beni en son çocukken gittiğim kaplıcaya götürdü.

Hanım bize katılmadığından
aile kısmı yerine umumi banyoya gittik.

Mekan 1555 yılında hizmete açılmış. Kanuni
Sultan Süleyman’ın başveziri Rüstem Paşa tarafından yaptırılmış. Sultan Süleyman’ın
da bu kaplıcada nikris (gut) hastalığına şifa bulduğu söyleniyor.

Prosedür şöyle:

Kaplıcaya girişte emanet ve kasa var, ücreti ödüyor ve değerli eşyalarınızı teslim
ediyorsunuz. Toplam 14 lira karşılığında kaplıcada yıkandıktan sonra yatakta istirahat
edebiliyorsunuz. Eşyalarınızı dolaba kilitliyor ve peştemalı çekip kaplıcaya giriyorsunuz.

Mekanın locasında büyük bir soba var, etrafında oturup çay içilebiliyor, burayı
geçip kaplıcanın içine giriyoruz, hemen sağda “üşük terleten” adlı bir bölüm var,
83 derece sıcaklıktaki suyun buharıyla ısıttığı odada bir süre yumuşadıktan sonra
çıkıp havuz başındaki kurnalara geliniyor. Bu bölümde dikkat çeken kısım aslan başı.
Ağzından yüksek sıcaklıkta su akan bu heykelin altında babayiğitler sıcakla yunuyor.
Açıkçası ben cesaret edemedim.

Yıkandıktan sonra çıkıp havlu bölümüne geliyoruz.
Havlulara sarınıp yataklı kısıma geçiliyor, bir görevli üstünüzü havlularla örtüyor,
banyonun üstüne bir miktar istirahat ediyorsunuz. Akabinde çay geliyor. Çayı içip
kuş gibi hafiflemiş bir şekilde, mekanı terkeyliyoruz.

“Ay ne öyle kıllı kıllı adamlarla
yıkanılır mı” şeklinde düşünmedikten sonra kaplıca büyük keyif, girift tarih, maksimum
rahatlama.

Tavsiye olunur.

Yeni Kaplıca Resmi Web Sitesi