Archive for Ocak, 2008

Oca
1

Amy Winehouse

13 yaşında abisinin gitarıyla müziğe, 1 yıl sonra kendi gitarıyla kendi
şarkılarını bestelemeye başlamış.

Tevellüt 84, bu yaşta ne kadar hüzün
biriktirmiş şaşırtıcı.

Uyuşturucu bağımlılığı haberleriyle gündemde kendisi.
Genç ölen iyi müzisyenlerden olacak gibi.

Biz müzikal anlamda neyler ona
bakalım…

Back to Black

we only said good-bye with words

i died a hundred times

you go back to her

and i go back to black

You Know I’m No Good


MsnInConcerts
sitesinden bir konserinin tamamı izlenebiliyor.

Wikipedia: Amy Winehouse

Oca
0

Zehirli Elma ve Pamuk Prens


Efendim, öyle bir çağa geldik ki insanlar internete bağlanıyor, çet yapıyor,
google da “afrikalı çıblak kadın memesi” şeklinde arama yapabiliyor, mahkemece
kapatılmadığı zamanlarda youtube dan komik videolar izliyor ve altına “ehu mehu
a.q.” şeklinde yorum yazabiliyor. İşte bu sınırsız bilgi deryasına(!) ve
interaktiviteye ulaşmamızı sağlayan teknolojilerin en önemlisi bilgisayar. Eski
dilde kompüter.

Yeni nesil teknolojilerin çoğunda olduğu gibi bilgisayar’ın arkasında da büyük
bir ekip ve uzun süreli bir geliştirme süreci var. Tabi bu sürecin bazı
adımlarında büyük beyinler itici güç olarak ortaya çıkıyor ve büyük sıçramalara
yol açıyorlar. Hesaplayıcı teknolojisinde büyük ve birincil atılımın müsebbibi
olarak da aklımıza Alan Turing geliyor.

Turing, 1912 de Londrada doğuyor. Zekası küçük yaşta farkediliyor ve 14
yaşında Sherborne Okuluna gönderiliyor. Dehanın yan komşusu azim ve inatçılık
kendini o yaşta göstermiş, Turing okulun ilk günü Genel grev’e denk gelince
okula ulaşmak için 60 km yolu bisikletle katediyor.

Bilimsel yönden kendisinden daha nitelikli bir arkadaşının da desteği ve
gayretleriyle okulu başarıyla bitiriyor, arkadaşının ölmesi üzerine Turing onun
ilerlediği yolda yürümek için iyice bileniyor. Turing’in en sevdiği hikaye Pamuk Prenses. Arkadaşıyla ilişkisinin romantik olduğu daha sonra anlaşılıyor.

Turing daha sonra dünyayı değiştirecek olan çalışmalarını algoritma ve Evrensel
turing makinası olarak adlandırılan simgesel bir cihaz olarak kurguluyor.
Problem çözümünde algoritma ve Kararsızlık durumları üzerine çalışmalar yapıyor,
birbirinin işlem sonuçlarını girdi olarak kullanan turing makinalarını
kurguluyor.

Savaş yıllarında çalışmaları Turing’i askeri projelere taşıyor. Alman enigma
şifrelerinin kırılması için yeni bir yöntem ve bu yöntemi kullanarak hızla şifre
kıran cihazlar geliştiriyor. Daha önceleri polonya kaynaklı şifre kırma
yöntemlerinin dayandığı Alman Kripto yöntemlerinin zayıflıklarının farkedilip
protokollerin düzeltilmesi ile krize giren istihbarat akışını yeni yöntemiyle
rahatlatıyor. Başarıları Winston Churchill tarafından takdir ediliyor ve
destekleniyor. Savaşın gidişatını değiştiriyor.

Turing aynı zamanda yapay zeka üzerine de çalışıyor ve Turing testi olarak
adlandırılan ve yapay zekanın tespitinde kriter olarak kullanılacak aksiyomlar
geliştiriyor.

Savaştan sonra polisiye bir olay nedeniyle karakola yaptığı bir şikayet
dolayısıyla homoseksüelliği deşifre oluyor. O dönem bir hastalık ve suç olarak
nitelendirilen homoseksüellik Turing’e hormon tedavisi ve hapis arasında bir
tercih yapmasını gerektiren bir hukuki süreci başlatıyor. Turing hapise
girmektense hormon tedavisine başlıyor, östörojen yüklemesi nedeniyle sağlığı ve
psikolojisi bozuluyor.

Turing yaşadığı devri ve dünyanın geleceğini değiştiren bir yaşamın ardından
1954 yılında evinde ölü bulunuyor. Cesedinin yanında siyanür enjekte edildiği
düşünülen yarısı yenmiş bir elma, Turing’in hayatına son verirken en sevdiği
hikayeyi bir kez daha hatırlatıyor.

Wikipedia: Alan Turing


Oca
9

TEES Elektronik Set


Bandırma’da Anneannemin evinde oturduğumuz dönemdi, Teknoloji merakımı bulabildiğim elektronik cihazları keserle parçalayarak gidermeye çalışan bir çocuktum. Bu ruh halindeki bir çocuk için kutsal kase derecesinde kıymetli yegane cihaz Tees Elektronik Set idi. Babam da alımına razı olunca uzun sure her görev sonu babamın koltuğunun altında bir kutu ile gelmesini bekledim. Sağolsun babacığım her görevden eli dolu geliyordu, ancak getirdikleri; pestil, enteresan yemek tarifleri, Trt2′de Yalan Rüzgarı izleyebilmek için yükselticili anten gibi Elektronik Set olmayan ve dolayısıyla hiç ilgimi çekmeyen şeylerdi.

Duruma el atmanın zamanı gelmişti…

Bandırmada bulunmayan bu seti temin edebilecek tek yer İhlas ürünlerinin de satıldığı bir Türkiye Gazetesi irtibat bürosuydu. O dönemde Türkiye gazetesi bir nesli manyetizmadan tiksindiren akupunktur bileziği, titreşimli masaj yastığı, elektrikli akupunktur aleti gibi hiper-teknolojik ürünlerin biricik kaynağıydı. Abone işlemleri, kuponla dağıtılan ürünlerin dağıtımı gibi hizmetlerin yanı sıra başka ürünleri de getirtme gibi bir misyona sahipti. Evden oldukça uzak bir yerde, çarşıdaydı büro ve ben sadece çocuklarda görebileceğiniz bir manyak inadı ile 1 ay boyunca her gün büronun kapısından kafamı uzatıp sordum:

“Elektronik set geldi mi?”

ve her gün aynı cevabı aldım.

“Daha gelmedi.”

Zalım adam hiçbir zaman daha fazla bilgi vermedi, “10 gün sonra gelecek, her gün gelip sormana gerek yok” demedi. Ben de her gün “bugün gelmiştir belki” heyecanımı bozup “Ne zaman gelecek bu set?! Ne plansız programsız iş yapıyorsunuz, zaten patronunuz Enver Ören’e de kılım” diyemedim. Zira Türkiye Çocuk dergisindeki akıllı uslu çocuklar büyükleriyle böyle konuşmuyordu ve ben Enver Ören’le zerre ilgili değildim. İşin enteresan tarafı, sonunda seti o dükkandan mı aldım, yoksa babam mı bulup getirdi hatırlayamıyorum. Sadece çok sevindiğimi ve ellerim su toplayana kadar o küçük sarı plastikleri deliklere ittirdiğimi hatırlıyorum. Devre elemanları, kablolar ve bir kitapçık çıkıyordu setten. Kitapçıkta setle yapılabilecek devreler vardı, hırsız alarmı mı istersin, yağmur dedektörü mü, elektronik piyanolar mı dersin, ses üreteçleri mi. Ağzımın suyu akıyordu devreleri yaparken, kendimi unutuyordum. Radyo alıcı – vericisi yaparken polisle başım belaya girecek diye korkuyordum çünkü elektroniğin kutsal kitabında ilgili devrelerin altında “Türkiyede radyo-telsiz yayını yapmak özel izine tabidir, izin yoksa yasaktır ona göre” gibi bir uyarı vardı. Bu durumda ilk illegal işim radyo vericisi yapıp evin içinde yayın yapmaktı. Yayın menzili düşüktü ancak yan odadaki radyoya ulaşabiliyordum. Ama alıcı yapıp insanların telsiz konuşmalarını dinleyebiliyordum. Karısına akşam kurabiye yapmasını söyleyen balıkçıyı dinlediğimde kendimi oda kapısına kulağını dayamış biri gibi hissedip utanmıştım. Ilk etik problemimi de o zaman yaşadım adamın açık kanalda yayın yapıyor olması suçluluk duygumu hafifletiyordu. Verdim kömür reostaya tornavidayı, döndürdüm de döndürdüm. Pilot konuşmalarını dinlemek mümkün olmadı ama balıkçıları baya tanır oldum.

Şimdi çevreme baktığım zaman şunu görüyorum: aynı işi yaptığım, muhabbetinden hoşlandığım adamların çoğunda varmış elektronik set. Bazıları çok şanslıymış ES-2000 modeli kapaklı olanından almış babaları. Olsun, ben o basic setle dünyamı genişlettim. Sağolasın be TEES.

Asıl teşekkür babama gidiyor. Allah razı olsun. Pahalı da bir aletti. Çocukluğumun en güzel saatlerini bir kutuya sığdırıp hediye ettin bana, bir başka hayat değiştiren hediyen de İstanbuldan getirdiğin 3 Baskan kurgu-bilim kitabıydı. Şimdi bu yazıyı bilgisayar başında yazıyorsam ve içimden bir şeyler yazmak geliyorsa senin sayendedir. Hepsiburadada buldum ES-2000′i. Ortalıktan kaybolmadan alsam mı acaba? Yarın öbürgün benim çocuğum da uğraşır belki…

TEES Web Sitesi

HepsiBurada : Elektronik Set

Oca
1

The Dig



Brink: Come here, you phlegm-carapaced slime-faced mucus-brained furry-legged abductor of luminously intelligent but pulchritudinous Earth woman!


Eski cdleri karıştırırken elime geçti. Günlerce bilgisayar önüne çakılmıştım. İnternet’in
çok yaygın olmadığı zamanlardı, walkthrough bulmak için komşunun bilgisayarından
internetin altını üstüne getirip, dökümanı dot matrix printerda bastırıp oynamıştım
bu oyunu.

Hikaye Alan Dean Foster’ın bir kitabına dayanıyor, Stephen Spielberg’ün
de katkısıyla sürükleyici bir bilim-kurgu hikayesi çıkmış ortaya. LucasArts grafik
ekolü, oyundaki tüm diyalogların sesli olması ve müzikler oyunu oyun olmaktan çıkarıp
interaktif bir film haline getiriyor. Tabi dos dönemi 256 renk grafikler, düşük
kalite ara videolar yeni nesil oyuncuların anlam veremediği şeyler.

Hikaye kısaca şöyle: Dünyaya yaklaşan yeni bir asteroid keşfedilir. Dünya yörüngesine
oturan cismi incelemek için 5 kişilik bir ekip oluşturulur. Ekip, başına buyruk
gazeteci – dilbilimci ablamız (Maggie), kendini beğenmiş bilim adamı – arkeolojist
(Brink), Amerikan tarzı az anlayışıyla görev adamı komutan Boston Low ve iki mekik
personelinden mürekkeptir. Ekip asteroide iner, standart amerikan yaklaşımıyla iki
bomba patlatır ve asteroidin içinin boş olduğunu keşfederler. “Bu düğme neymiş?”
“bu tablet buraya oturuyor mu?” diyerek aleti kurcalarken hyber-space jump vasıtası
ile Allah’ın unuttuğu bir gezegene gelirler. Olaylar gelişir.



İsteyenler paylaşım programları ile oyunu temin edebilirler. Eski bir oyun olduğu
ve microsoft geriye dönük uyumluluk konusunda mansiyon ödülünde kaldığı için oyunu
oynamak için Scumm Vm programını edinmek gerekiyor. Linkler aşağıda…

Wikipedia: The Dig

Walkthrough: Yürüyelim arkadaşlar

Emülatör: S.C.U.M.M V.M.

Oca
4

Blues Ruhun İlacıdır

Lazarus: God put you in my path and I aim to cure you of your wicked ways.

Normalde toplumda erkeklere yakıştırılmayacak kadar hassas bir tarafımız mı var
sertlikle ve ağırlıkla kapatmaya çalıştığımız. Babalık içgüdüsü müdür, yoksa esas
kızı kötü durumdan kurtarmaya çalışan şovalyeyi güdüleyen şey mi? Lazarus yol kenarında
bulduğu kızı evine götürüp kendine has metodlarıyla ehlileştirirken içten içe sevinmemizin
sebebi kendimizi bir ruh şifacısının yerine koymamız mıdır? Yoksa çokbilmişliğimizin,
eve dönebilecek kadar ayık olmamızın rahatlığı mıdır?

Düşmüş’e uzatılan el
tokat şeklinde tezahür ettiğinde bile bunun içindeki şefkat’î görebilmemizin sebebi
kendimizi doğru yola sevkedici üstün güç yerine koymanın hazzından mıdır? Düşmüş’e
karşı ibret ve acıma kimlerde ve ne şekilde hoşgörü ve sevgiye dönüşür? Kaybetmiş
olmak gerekir mi kaybedenlerin halinden anlamak için, Lazarus’un uyanışı karısının
onu geçmiş yaşından dolayı terketmesine mi denk gelir, yoksa zaten uyanmış mıydı,
evde karısı varken de aynı şeyi yapar mıydı?

Kara yılan nedir ve neresinden ısırır insanı?

imdb: Black Snake Moan

Oca
6

Planet Earth

Google da “çevremizi korumazsak ne olur” diye aratıp blog’a düşen angut öğrenci sayısı artmışken çevre ile ilgili bir yazının zamanıdır diyerek başlıyor ve sesleniyorum:

-BBC, Allah senden razı olsun. Bu kadar mı güzel belgesel çekilir. Tebrik ediyorum.

Sevgili Okan temin etti sağolsun, oturduk hanımla izledik. Planet Earth şu yaşıma kadar izlediğim belgeseller arasında en güzel kurgulanmış, en lirik aktarılmış, en süper çizilmiş doğa resmi.

5 dvd den mürekkep bu faydalı eser büyük emeklerle yıllara yayılan bir takvimde hazırlanmış. Her dvd 2-3 bölüm içeriyor (ki ben bu durumu farketmemişim ve her dvd nin ilk bölümünü izleyip arkadaşlara “ben hepsini izledim hacı” diyerek izle(ye)mediğim bölümlerle ilgili yorumlarına eblek eblek bakmışlığım da var )

İlk 4 dvd belgesel bölümlerini ve her bölüm için çekim maceralarını içeren kısa filmleri kapsıyor. 5. dvd genel olarak yorumlara ve çevremizi korumak için ne yapabiliriz sorusuna ayrılmış.

Vatana millete hizmetim, maarife katkım olsun:

“Eyy her ödevini google’da aratan hazırlop sever öğrenci kardeşlerim! İnternet kafede ödev sitelerinde gezmeye harcadığınız zamanı parayı ayırın, alın bu belgeseli izleyin, hem gözünüz açılır hem de hocanızın dudağını uçuklatacak ödev hazırlarsınız, ayrıca arkadaşlarınızla futboldan başka bir muhabbet konunuz olur.”

‘Çevremizi korumazsak dünyamız ne olacak’mış, eşşekkafalılar sizii !!!

BBC Planet
Earth buradan

Ekşi Sözlükte
Planet Earth belgeseli
buradan

Idêefixe

buradan

Hepsiburada

işte buradaa

Oca
1

Sakal


Ortaokul döneminde çok yoğun olmakla birlikte hala zaman zaman nükseden tik problemi
yaşıyorum. Göz kırpma, alt dudakla garip bir hareket yapma, boğaz temizleme, hımlama,
boyun kaslarını sıkma, omuz oynatma gibi birbirini izleyen ve başa saran tikler
yüzünden dayak yemeyazmadan tut, gerizekalı zannedilmeye kadar çeşitli tepkilerle
karşılaşırdım.

Son dönemde hafif bir onaylar gibi baş sallama kaldı, onu da
halledersek tik olayını kapatacağız diye düşünüyordum ki tiklerin yerine başka birşey
koyduğumu farkettim.

Arada sakallarımla oynadığımı biliyordum ama işin boyutunu Planet earth belgesellerindeki
gibi bir hızlı çekim denemesi için kendimi çekmemle farkettim.

Planet Earth yazısı ve daha anlamlı içerikli benzer videolar yolda.