Archive for Şubat, 2007

Şub
0

Odamı Kaybettim, Hükümsüzdür


Hani nerde??!

The Lost Room, Sci-fi kanalının 3 bölümlük
dizisi. Her bölüm yaklaşık 1 buçuk saat sürüyor.




Dizi, kızını kurtarmaya çalışan polis klişesine fantastik öğeler ve hoş karakterler
eklemeyi başarmış, dolayısıyla ileriye dönük merakla kendini izletiyor. ıcon- adventure
seven kişileri baştan çıkaran objeler de diziye kolay bağlanmaya katkı sağlıyor.




Alacakaranlık kuşağını rahmetle ananlara ve Lost’tan bunalıp biten hikayelere hasret
kalmış bünyelere ilaç gibi…





http://www.scifi.com/lostroom/


http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=the+lost+room

Şub
0

Irkçılık yapanı Allah çarpar





Crash, çok şükür milletçe çok yabancı(!) olduğumuz ırkçılık kavramına amerikan tarzı
bir yaklaşım.




Film, çok sevdiğim, birbiri ile tesadüfle bağlı karakterleri rekürsif bir kurgu
ile veren tarzda hazırlanmış. Karakterler iyi kotarılmış, senaryo da gayet güzel.




Herşey bir yana film göçmen ve azınlık konularına göre konumlanışı itibari ile mutluluk
verici. Monster’s ball kadar teğet geçmiyor, çapı gören çevre açıdan bakıyor.




Filmi oldukça geç izledim. Etkilenmedim dersem yalan olur. ışin güzel tarafı bu
film bu ayın Film dergisinin hediyesi, dergi ile birlikte toplamda 7.5 Tl. Dolayısıyla
ucuz dvd raflarından da edinilebilir.

Şub
6

Saklanan Jaguar, Pırtlayan Aslan



Apocalypto, Mel Gibson’un orjinal dilli zulüm serisinin son üyesi.
Filmde kendi halinde zevzeklikler yaparak geçinen maya genci Jaguar Paw’ın yaşamından
bir kesit izliyoruz. Gibson’un kör göze parmak dehşetengiz çekimleri ile rahatsız
oluyor, filmin tümüne hakim deus ex machina ile öeh diyoruz.




Filmde cennetten inip ana karakteri kurtaran tanrı imajı o kadar ön planda ki, film
tırmanışının başında izleyiciyi kendinden soğutuyor. Yazılı mecrada çok göze batmayan
bu konseptin görsel medyaya aktarımında yumuşatılmasının gerektiğini düşünüyorum
ki bunun güzel bir örneğini Troy’da görmüştük. Zira destanda Paris savaştan Tanrı
tarafından gönderilen bir mucize ile kurtulur. Filmde ise Paris’i Menelaus’un elinden
Hector’un aldığını görürüz. Bu örnekte ise Mel Gibson, senaryosunun yazımına da
dahil olduğu bu filmde tanrının elini sık sık gösteriyor.




Paw tam kurban edilecekken güneşin tutulması, mağaradaki aileye gökten düşen maymun,
kumsalda sıkışan Paw’a hızır gibi yetişen ispanyol dumuru gibi abukluklar güzel
olabilecek bir filmi vasat seviyesine indirgiyor, bizi üzüyor.




Sevgili mel, aptal değiliz, jaguarın adamı yediğini yüzünün kedi tarafından parçalandığını
görmeden de anlarız biz, ayıp değil mi bu kadar kolay film.