01


İddia ediyorum: Erkek kuaförü (eski dilde berber) modern erkeğin en büyük açmazıdır.

Binlerce yıllık avcı-toplayıcı geleneğin dayattığı baskın erkek karakterin yok hükmünde olduğu nadir mekanlardır berber salonları. Berberin dükkanındaki otoritesi ve rahatlığı etrafını bir aura gibi sarar ve müşteriye inanılmaz bir baskı olarak yansır.

Olayın birden fazla boyutu, ezikliğin birden fazla nedeni var tabi. Saç / Sakal tıraşı yapısı gereği insanı şekilden şekile sokan bir şey. Bu aşamalarda yönlendirici ve emreden ton hep berberdir. Artık bu işin sırrını meslek okulunda çıraklar balonu traş ettikten hemen sonra mı veriyorlar bilemiyorum.

Binbir berber gezmiş, işi profesyonel takip etmiş bir insan değilim, ancak yıllar yılı berber denen otorite sembolüyle dirsek temasında oldum. Bir miktar tecrübe birikti.

Olur a, bu yazıyı bir hanım okuyordur, erkek berberinin ne menem bir yer olduğunu bilmeyen vardır. Olayı adımlarıyla açıklayayım. Bir gözünüzle okumaya devam ederken diğerini kapayın, kafanızda canlandırın lütfen.

Saçımız uzadı, sakalımız karıştı. Acizlik buradan başlıyor. Kendi saçımızı kesemiyoruz. Ne yapacağız? Bir profesyonelden yardım alacağız. Çok tanko değilsek, bir tıraşa bin akçe vermiyorsak randevuyla gitmiyoruz berbere. Götürü usulü. Niyet ettik, yolumuzu çevirdik, girdik dükkana.

Girdin mi? Ne görüyorsun?

Bir sürü insan...

Kaçarı yok arkadaş. Sabahın köründe bile o berberde mutlaka birileri vardır. Bekleyeceksin. Tıraş denen ritüele ruhen hazırlanacaksın.

Selam verip oturduk bekleme koltuklarından birine. Önümüzde illa ki Posta ve/veya Fotomaç gazetesi. Gittiğin berbere göre Bulvar'a kadar düşebilir kalite eşiği. Beklerken vakit geçirecek başka bir şey de yok.

Oku bakayım: Magazin haberleri. Romantik Serseriden aşk tavsiyeleri.
Bir de sakal tıraşı mı olacak koltuktaki müşteri?
Oku oku: Haydar Dümenden cinsel sağlık rehberi.

Bu arada bir kulağın da ortada dönen muhabbette.

O dükkanda mutlaka tıraş olmayacak bir tip vardır. Ya mahallenin genci jöle sürmeye gelmiştir, ya esnaf komşu muhabbete niyetlidir.

Spor, siyaset, sağlık, bilim, teknoloji. Her şey konuşulabilir. Burada dikkat edilecek bir kural var: konuşurken beynin yaratıcı herhangi bir fonksiyonu kullanılmamalıdır. Berberde ancak başkasından duyduğunuz şeyleri aktarabilirsiniz.

Sohbet, gazete haberlerinin "bak bak X ne yapmış" şeklinde dillendirilmesi ile başlayabilir mesela. Ya da mutlaka açık olan televizyondan bir done kapılır. Onun üzerinde konuşulur. Dikkat edilecek bir diğer nokta: Berber daima haklıdır. Konuşurken bu gerçeği unutmamak gerekir.

Belki beni kınayacaksınız, ne tırt adam bu diye düşüneceksiniz. Acele etmeyin. Bu ezikliğin tüm nedenlerini bir bir anlatacağım.

Sıra geldi mi? Şanslısın, çünkü görünürdeki tüm müşterilerin işi bitse bile berber senin yeterince tava gelmediğini hissederse telefon jokeriyle yedek müşteri çağırabilir. Gıkını çıkaramazsın.

İşte sunağa doğru gidiyorsun. Saç tanrısının başrahibinin elinde kurban olacaksın.

Berber nazik. Ama nezaketi babanın çocuğunu dövmeye başlamadan önce konuşurken gösterdiği nezaket gibi. Sahte ve eziyete gebe.

Berber senden yaşça küçük olabilir, sosyal statü, eğitim, sınıf mınıf ne dersen de, her yönden hayatta berbere fark atmış olabilirsin.

Önemi yok !

Önlük var...

devam edecek...

Görsel buradan

16:53      Yorum Yaz
30


Dün kardeşimin gazlamasıyla evimizin yakınında olduğunu düşündüğümüz bir binicilik klübüne gittik. İnternetten bulduğumuz ve yaklaşık 6 yıldır kapalı olan bir klübün çalışanından aldığımız telefonla adres tarifi aldım. Sağolsun ilgili beyefendi gayet güzel tarif etti mekanın yerini, tabi ben "arabamız yok, dolmuşla nasıl geliniyor oraya" diye soramadığımdan, bağdat seyahati usulü çıktık yola.

Hain dolmuşçuların yönlendirmesi ile aslında tek dolmuşla gidilebilen çiftliğe 3 vesaitle ulaştık. Hadımköy denen bir yerde, Gürman Çiftliği gittiğimiz yer.

Daha önceleri 5 dakika sürelerle İzmir - Güzelyalı da ata binmiştim. Çiftliğe ulaşıp atları gördükten sonra anladım ki beni kandırmışlar, at biniyorum diye sevindiğim hadise eşşekle gezmekmiş.

At denen şey iri. Çok iri !

"Fatih'in İstanbulu fethettiği yaşı 10 yıl geçtim neredeyse, seker hop diye binerim atın üstüne" diye kurarken, kendimi 3 basamaklı merdivenin üstünde buldum. Efendim, üzengiler ayarlandı, eğere yerleştim. Eğitmen arkadaş sordu :

"Spor yapıyor musunuz?"

Düşününce mantıklı, binicilik de bir spor tabi. Ancak benim aklımda binicilik, bilardo sporu gibi çok ciddi kas gücü gerektirmeyen bir şey. Gerçi masanın etrafında ıstaka taşırken bile yorulduğum düşünülürse bilardo da baya bir egzersiz benim için. Soruya cevabım bu ruh halinde geldi.

"Yok, pek yapmıyorum"

Hoca güldü.

"Bacaklarımızı çalıştırmıyoruz yani"

Aslına bakılırsa günün belli bir saatini masamda bacaklarımı titreterek geçiriyorum. Televizyonda satılan o elektrik vererek kas kastıran cihazların yaptırdığı kaslara bakarsak gayet güzel egzersiz aslında. Yine de binici pantolonu giyen birisine anlatılacak birşey değil.

"Evden servise yürüyorum, ordan da işyerine"

Bir yandan atın üstünde sabit kalmaya çalışırken, bir yandan da bu kondisyon sorgusunun sebebini anlamaya çalışıyorum. Neticede adı üstünde: binicilik.

Biniyorsun yani. Asıl işi at arkadaş yapıyor. Sen yönlendiriyorsun. At koşuyor, baht kazanıyor, alet işliyor el övünüyor.

Değilmiş.

Meğersem at hafiften hızlanınca biniciyi zıplatıyormuş. Yol boyunca kıç üstünde zıplamamak adına atın hareketiyle senkron oturup kalkmak lazımmış.

Tamamdır, Zamanı gelince otururuz, yeri gelince kalkarız. Nedir ki?

Neyse başladık alıştırmaya. Otur kalk, otur kalk. İşin garip tarafı, ayak özengiye tam takılmıyor. Ayağın önüyle üzengiye basıyoruz. Topuklar aşağıda. Normalde topuğundan güç alan biri olarak olay bana yabancı geldi. Ayağı kaydırıp eğere tabiri caizse "Lank!" diye oturmak da var. Neyse topuğu indir, dik dur, ata bakma, gözler ilerde, karın içeri derken olayı biraz kavradım. Bir tek dik durmakta zorlandım. Neticede sürekli kambur duran biri için at üstünde fetih gazıyla bile dik durmak unutulabiliyor.

Otur kalk'ı biraz çalıştıktan sonra el bırakmaya geldi sıra. Önce bir el bele konup öyle gidiliyor. Sonra diğer el. Sonuçta bu ellerin dizginleri tutabilecek kadar eğerden uzaklaşabiliyor olması gerek.

Eğitimin sonuna doğru atı durdurmak, döndürmek, tırısa kaldırıp istediğin zaman tek nal üzerinde şak diye durdurmak, şaha kaldırıp sağa sola, ille de arkaya ok yağdırmak gibi edvens konuları gördük. Ancak oraları tam hatırlamıyorum, at bulup da "hadi bakalım" derse biri yapamayabilirim.

Binicilik inanılmaz keyifli, bir o kadar yorucu birşeymiş. Baştaki "Spor var mı spor" sorularının bir sebebi var. Yarım saat eğitimin sonunda eve dönüş yolunda yorgunluktan bacaklarım titriyordu.

Her keyifli şey gibi binicilik de maliyetli. Gerçi Hülya Avşar filmlerinden aklımızda kaldığı kadar über zengin olmak gerekmiyor. Abartmadan, ara ara yapılırsa keseyi delmez gibi.

At binenin ....

İletişim:    Gürman Binicilik ve Spor Kulübü
Müdür: Murat Gürman
Telefon: 0 212 857 81 39
Fax: 0 212 857 81 73
E-posta: burakgurman@gmail.com
Adres: Gürman Çiftliği Eskice mevkii Büyükçekmece / İSTANBUL
12:08      3 yorum      Yorum Yaz
30


Son yazının tarihine bakıyorum da epey uzun zaman olmuş birşeyler karalamayalı. Bu süre zarfında siteye uğrayıp aynı şeyleri gören herkesten ricam, kusura bakmamalarıdır. Zira bahanelerim var, mazeretlerim var.

Neler neler oldu bu süre zarfında. Öncelikle en önemlisi ve en travmatik olanı ev taşımaktı. Mecidiyeköydeki evden çıktık, şehrin hay huyundan uzak(!) Bahçeşehir - Esenkent'e taşındık. Olayda sevgili Ertan'ın baskı ve reklam çalışmaları önemli rol oynadı. Kendisine buradan teşekkür edeyim.

Esenkent güzel bir yer, site formatında apartmanlar sıralanmış. Evlerin arası nefes alınabilecek kadar yer sağlıyor insana. Mecidiyeköyden sonra moğol stepleri gibi geliyor. Tavsiye ederim.

Her şey güzel de bir tek yol koyuyor insana. İşe servisle giden bir insan olarak pek şikayet hakkım yok ama otobüsle gidip gelmek hakikaten mesele. Onun dışında yeni yerimiz güzel.

Ev taşıma vs derken Açıköğretimi de bitirdim. Silahlı kuvvetlerden kuruma katılmam konusunda talep var. Şartlar uygun olursa değerlendireceğim. :)

Bunlar dışında günler işe git-gel şeklinde geçiyor.

Hayat güzel be.
11:25      Yorum Yaz
06


Her şey sıfırla başladı. Sıfır, varlığı anlamlandıran yokluk. Karanlık.

Bir, varoluşun başlangıcı, Teklik, yeklik ve yetkinlik, Bir'in sıfırla ilişkisi, sonsuzu içinde saklıyor. Bir, sıfırdan sonsuz yaratıyor, Işık olsun diyor, ışık oluyor. Varlığın yoklukla etkileşiminden evren doğuyor.

İki, bölünmenin başlangıcı, karşıtlık ve zıtlık. Farklılaşmanın adı: iki. Çeşitlilik ikiyle başlıyor. Farklılaşan kendinden başkaya arzulu, İki, cazibeyi doğuruyor.

Artı ve eksi, varlık ve yokluk, siyah ile beyaz evleniyor. Ve bundan sonra 3, evrene doğuyor.

Bir yüksek, sıfır alçaksa, 3 akış.

Doğum varlık, Ölüm yokluksa, 3 Hayat.

3, Evreni döndüren enerji, nesillerden doğan güç.

2 yoksa 1 yalnız, 3 yoksa 2 anlamsız.

3 yoksa, Renk yok, Hareket yok, Hayat yok.

Zümer (6):
O, sizi bir tek nefisten yarattı. Sonra ondan eşini var etti. ... ...Sizi annelerinizin karnında bir yaratılıştan öbürüne geçirerek üç karanlık içinde oluşturuyor. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Mülk yalnız onundur...

BolcaFoto: ÜÇ

11:39      Yorum Yaz
28


23 Nisanda şirketin düzenlediği bir organizasyonla Melen çayına rafting yapmaya gittik. Yaşamayı seviyoruz.

Rafting enteresan bir spor. Zodiac botların içinde elde kürek akıntıyla birlikte kürek çekiyor, çalkantılı nehirde mücadele veriyorsunuz. Takım ruhunu had safhada yaşatan, minimum tehlikeyle doğayla mücadelenin tadını yaşatan güzel bir etkinlik.

Özgür rafting tarafından düzenlenen tur için Düzceye vardık, şirketin tesisinde rafting yapacak insanlara boylarına göre neopren elbise verdiler. Çocukken "ben sukubacı olacam" diye yemek masanının altına çift dalan biri olarak balıkadam kıyafetlerini giyince suratımda sebepsiz bir gülümseme belirdi. Can yeleği ve kask biraz ambiyansı bozsa da gereklilikleri nehre girince aşikar oluyor.

Rafting yapılan nehirlerde zorluk dereceleri 1 den 6 ya göre tanımlanmış. 1. derece fış fış kayıkçı modeli durgun suda sefa anlamına geliyormuş. 2 biraz çalkantılı, 3. dereceden sonra iş ciddileşiyor. 4. derece sadece tecrübeli raftingcilerin harcıymış. 5 oldukça tehlikeli olup sadece rafting eğitmenleri tarafından cesaret edilebiliyor. 6 numara nehirlerde zaten rafting yapılmıyormuş.

Raftingle ilgili genel bilgi, zorluk seviyeleri, rehberin vereceği komutlar ve güvenlik önlemleri ile ilgili brifing sonrasında botlara doluşup nehre indik. Melen çayında 12 km lik bir parkur planlanmış. İlk 2 km si 1. seviyede, daha sonraları 2 - 2.5 olarak tanımlanmış. Suyun yükseldiği sel mevsimlerinde nehrin zorluk seviyesi 3 e kadar çıkıyormuş.

Nehre açıldıktan sonra bottaki rehberden brifingde bahsedilmeyen yan bottan adam alma, birbirimizi ıslatma gibi konularda da bilgi alıp parkura başladık. Taşların etrafından dolaşıp rapidlere gire çıka ilerledik. Parkurun ortasına doğru mola verdiğimiz yerde bir asma köprü var. Buradan suya çömleklemesine atlanabiliyor. Tavsiye ederim, çok keyifli.

Kürekte senkron tutturmaya çalışmadığım zamanlarda farkettim ki melen çayı ve çevresi doğal güzellikleriyle akılda kalıcı yerler. Geniş zamanda kıyıdan gezilip güzel kareler yakalanabilir, rafting hizmetini veren şirketin düzenlediği yürüyüş programları da mevcutmuş.

Botta fotoğraf çekemiyor olmak üzücüydü. Rafting şirketinin su geçirmez makinalı bir fotoğrafçısı var ancak kare başına fiyat oldukça yüksek. Üzücü olan bir diğer nokta da Melen çayına yapılacak baraj nedeniyle rafting sporunun birkaç sene içerisinde imkansız hale gelecek olması.

Diğer botlarla su savaşı, devrilen botlardan düşen arkadaşları sudan toplama, omzu ağrıtana kadar kürek çekme, asma köprüden atlama, parkurun bazı noktalarında body-raft ve manzara seyri ile geçen 2 buçuk saatten sonra varış noktasında yemek ve çay ile macerayı noktaladık.

Neticede Rafting bugüne kadar katıldığım etkinlikler arasında en çok keyif aldıklarımdan biriydi. Şiddetle tavsiye ederim.

Rafting Organizasyon: Özgür Rafting

13:16      5 yorum      Yorum Yaz