06


Her şey sıfırla başladı. Sıfır, varlığı anlamlandıran yokluk. Karanlık.

Bir, varoluşun başlangıcı, Teklik, yeklik ve yetkinlik, Bir'in sıfırla ilişkisi, sonsuzu içinde saklıyor. Bir, sıfırdan sonsuz yaratıyor, Işık olsun diyor, ışık oluyor. Varlığın yoklukla etkileşiminden evren doğuyor.

İki, bölünmenin başlangıcı, karşıtlık ve zıtlık. Farklılaşmanın adı: iki. Çeşitlilik ikiyle başlıyor. Farklılaşan kendinden başkaya arzulu, İki, cazibeyi doğuruyor.

Artı ve eksi, varlık ve yokluk, siyah ile beyaz evleniyor. Ve bundan sonra 3, evrene doğuyor.

Bir yüksek, sıfır alçaksa, 3 akış.

Doğum varlık, Ölüm yokluksa, 3 Hayat.

3, Evreni döndüren enerji, nesillerden doğan güç.

2 yoksa 1 yalnız, 3 yoksa 2 anlamsız.

3 yoksa, Renk yok, Hareket yok, Hayat yok.

Zümer (6):
O, sizi bir tek nefisten yarattı. Sonra ondan eşini var etti. ... ...Sizi annelerinizin karnında bir yaratılıştan öbürüne geçirerek üç karanlık içinde oluşturuyor. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Mülk yalnız onundur...

BolcaFoto: ÜÇ

11:39      1 yorum      Yorum Yaz
28


23 Nisanda şirketin düzenlediği bir organizasyonla Melen çayına rafting yapmaya gittik. Yaşamayı seviyoruz.

Rafting enteresan bir spor. Zodiac botların içinde elde kürek akıntıyla birlikte kürek çekiyor, çalkantılı nehirde mücadele veriyorsunuz. Takım ruhunu had safhada yaşatan, minimum tehlikeyle doğayla mücadelenin tadını yaşatan güzel bir etkinlik.

Özgür rafting tarafından düzenlenen tur için Düzceye vardık, şirketin tesisinde rafting yapacak insanlara boylarına göre neopren elbise verdiler. Çocukken "ben sukubacı olacam" diye yemek masanının altına çift dalan biri olarak balıkadam kıyafetlerini giyince suratımda sebepsiz bir gülümseme belirdi. Can yeleği ve kask biraz ambiyansı bozsa da gereklilikleri nehre girince aşikar oluyor.

Rafting yapılan nehirlerde zorluk dereceleri 1 den 6 ya göre tanımlanmış. 1. derece fış fış kayıkçı modeli durgun suda sefa anlamına geliyormuş. 2 biraz çalkantılı, 3. dereceden sonra iş ciddileşiyor. 4. derece sadece tecrübeli raftingcilerin harcıymış. 5 oldukça tehlikeli olup sadece rafting eğitmenleri tarafından cesaret edilebiliyor. 6 numara nehirlerde zaten rafting yapılmıyormuş.

Raftingle ilgili genel bilgi, zorluk seviyeleri, rehberin vereceği komutlar ve güvenlik önlemleri ile ilgili brifing sonrasında botlara doluşup nehre indik. Melen çayında 12 km lik bir parkur planlanmış. İlk 2 km si 1. seviyede, daha sonraları 2 - 2.5 olarak tanımlanmış. Suyun yükseldiği sel mevsimlerinde nehrin zorluk seviyesi 3 e kadar çıkıyormuş.

Nehre açıldıktan sonra bottaki rehberden brifingde bahsedilmeyen yan bottan adam alma, birbirimizi ıslatma gibi konularda da bilgi alıp parkura başladık. Taşların etrafından dolaşıp rapidlere gire çıka ilerledik. Parkurun ortasına doğru mola verdiğimiz yerde bir asma köprü var. Buradan suya çömleklemesine atlanabiliyor. Tavsiye ederim, çok keyifli.

Kürekte senkron tutturmaya çalışmadığım zamanlarda farkettim ki melen çayı ve çevresi doğal güzellikleriyle akılda kalıcı yerler. Geniş zamanda kıyıdan gezilip güzel kareler yakalanabilir, rafting hizmetini veren şirketin düzenlediği yürüyüş programları da mevcutmuş.

Botta fotoğraf çekemiyor olmak üzücüydü. Rafting şirketinin su geçirmez makinalı bir fotoğrafçısı var ancak kare başına fiyat oldukça yüksek. Üzücü olan bir diğer nokta da Melen çayına yapılacak baraj nedeniyle rafting sporunun birkaç sene içerisinde imkansız hale gelecek olması.

Diğer botlarla su savaşı, devrilen botlardan düşen arkadaşları sudan toplama, omzu ağrıtana kadar kürek çekme, asma köprüden atlama, parkurun bazı noktalarında body-raft ve manzara seyri ile geçen 2 buçuk saatten sonra varış noktasında yemek ve çay ile macerayı noktaladık.

Neticede Rafting bugüne kadar katıldığım etkinlikler arasında en çok keyif aldıklarımdan biriydi. Şiddetle tavsiye ederim.

Rafting Organizasyon: Özgür Rafting

13:16      6 yorum      Yorum Yaz
28


1948 Pakistan doğumlu kawwali sanatçısı. Sufi müziğini batıyla tanıştıran, yüzbinleri ilahiyle titreten büyük bir sanatçı.

Kendisini 1997 senesinde kaybettik.

Aankh utthi mohabbat ne angdai li
Dil ka sauda hua chandni raat mein
Love opened its eyes, and stretched languorously in bed.
That moonlit night, a heart was bought, a heart was sold.
(Aankh Utthi Mohabbat Ne Angdai Li)

İki performansıyla anmış olalım.
 



Wikipedia: Nusret Fatih Ali Han

11:02      1 yorum      Yorum Yaz
19


İlk Bilim-kurgu kitabım Denizler Altında 20 000 fersah idi. Herhalde 15 kere okumuşumdur. Daha sonra BasKan kurgu-bilim serisinden 3 tane kitap getirmişti babam. Uzayda dehşet - Tora, Marstan Gelen Ölüm, Alfa Cellatları. Ama beni bilim-kurguya derinden bağlayan, İzmirde muhtarlık kütüphanesinde bulduğum Rama ile Buluşma adlı kitaptı.

Şimdi bakıyorum da Arthur C Clarke hayatımı derinden etkilemiş, ve hala etkileri devam ediyor. Şu an uydu teknolojisi temelli bir firmada çalışıyorum. Düşünsel olarak beni besleyen Clarke hayatımı da kazanmamı sağlıyor. Zira iletişim uyduları fikri ona ait.

90 yaşındaki Arthur C. Clarke bugün madde bedenini terketti. Ruhunun ve bilincinin 2001 Uzay Macerasının finalindeki gibi Uzay ve Zamanı Yıldız Çocuğu formunda dolaştığını umarım.

http://en.wikipedia.org/wiki/Arthur_C._Clarke
http://en.wikipedia.org/wiki/2001:_A_Space_Odyssey
http://www.imdb.com/title/tt0062622/

15:42      3 yorum      Yorum Yaz
14


Tatlısuya teyzemlerin yazlığına misafir gitmiştik. Teyze oğlu Kütahyada okuyordu, Oradan süslü tabak vs almış gelmiş. Maksat ticarete atılıp harçlık çıkartmak. Tabakları çantaya doldurduk, bindik erdek otobüsüne. Ekonomik özgürlüğe kanat açıyoruz.

Erdekte kordonda uygun bir yer bulup serdik kilimi, tabakları dizdik. Gerilip baktık ki tabakların mavisi gel gel yapıyor. Tamamdır bu iş, süper hasılat yapacağız. Çok da kâr koymadık birim fiyata, sürümden kazanacağız. Zaten yer ararken yolda o sıra tedavüldeki en büyük banknottan iki tane bulmuşuz. Sahibi de yok ortalıkta, birini sadaka vermişiz. Diğerini teyze oğlu naaptı bilmiyorum ama belli, kısmetimiz açık.

Çevrede birkaç tane daha işportacı var. Tanıştık, tavsiyelerini aldık. Mısır satan teyze bize destek çıktı, "Zabıta gelirse ben haber veririm size" dedi. Boru değil, illegal iş yapıyoruz. Ben zaten yoldan gönüllü çıkmışım. İlkokulda okuldan o kadar nefret ederdim ki ayakkabı boyacısı olduğum, Kemalettin Tuğcu hikayesi tadında hayaller kurardım. Küçükken Bursada bir kaç kız çocuğunun beyaz ayakkabılarını bedavadan kahverengiye boyayıp annelerinden sopa yemelerine sebep olmuşluğum da var. Tecrübeliyim yani. Dolayısıyla işporta tezgahının arkasında halimden memnunum.

İlk müşteri. Bir dönüm noktası, o zamana kadar hep alıcı konumundayken birden esnaflığa terfi etmişiz. Pazarlık yapıyoruz. Para kazanıyoruz. Adam oluyoruz azar azar. Etrafı kolluyoruz ekmek teknemizi kaptırmayalım diye, tabaklar tabaklıktan çıkmış kutsal emanet olmuş gözümde. Yoldan bisikletle geçenlere dikkat ediyorum, dengesini kaybeden, yolunu şaşıran olur da tabaklara zeval gelirse diye korkuyorum, atarım kendimi bisikletin önüne, yeter ki tabaklara bişey olmasın. Sonra zaten emekçi düşmanı bisikletliyi denize atarız, teyze oğlu uzun nasıl olsa.

İki tabağı sattık. İyi de pazarlık yaptı müşteri kadın, siftah da olduğu için ucuz verdik. Tam onun üstüne mısırcı abla bize seslendi.

"Zabıta geliyor !!!"

Kilimi üstündeki tabaklarla nasıl topladık , çantaya nasıl koyduk hatırlamıyorum. Çantanın bir sapına teyze oğlu yapıştı diğerine ben. Tabirin tam karşılığı topuklarımız kıçımıza vura vura kaçıyoruz. Bir ara nefesimiz kesildi, bir yerde durduk. Normalde işini bilen seyyar satıcı sokak arasına girer, biz korkudan neredeyse semt değiştirdik. Semih abinin keyfi kaçtı, geri dönelim devam edelim dememe rağmen otobüse binip eve döndük. Sattığımız tabak yol paramıza denk oldu. Sıfıra sıfır elde var bir sürü tabak. O tabakları akrabaya dağıtıp süper prim yaptı teyze oğlu.

Zabıtadan çekinirim ben. Sebebini de dün tıraş olurken buldum. Tıraş olurken suyu idareli kullanmalıyız, barajlar bir türlü dolmuyor. Önümüzdeki yaz kuraklık olacak, kıtlık çıkacak, çekirge basacak. Hiçbiri olmazsa İran olacağız zaten.

Hani bazen bir şeyden bahsederiz, sonra aklımızda bir düşünce dizgisi oluşur, söylediğimizle ilgili başka konular gelir akla, onlar bir başkasını çağırır, sonunda ilk konuyla alakasız bir noktaya geliriz, bunu da dile getirmek istediğimizde "ne alakası var şimdi" gibi bir bakışla karşılaşırız.  Onun gibi.

Suyu idareli kullanmaktan, sifonla kanalizasyona döktüğümüz içilebilir şebeke suyu geldi aklıma. Buna çözüm bulmak adına yağmur suyunu mazgala yönlendirmek yerine depolamayı düşündüm. Genele yayılabilirse baya tasarruf sağlar aslında. Neticede binaların üstünde suyu toplayıp yönlendiren bir sistem var zaten. Bu suyu depolasak helaya dökmek için temiz su kullanmamıza gerek kalmaz. Bunları düşünürken de anneannemin evindeki büyük su varilini hatırladım. Bahçeli evin çatısından gelen yağmur oluğu bu varile ulaşıyordu, içilmese de baya işe yarardı. Küçük bir musluğu vardı. O varildeki suyun bittiğini hatırlamam, çünkü idareli kullanırdık. Suyu biraz fazla akıtıp bahçenin dışına sızdırırsak Annem de Anneannem de söz birliği etmişçesine "çok su harcıyorsun, belediyeden gelip ceza kesecekler" diye kızarlardı.

O belediyeden hiç gelmediler. Ama ben her su kullandığımda sırtımda hissettim belediyenin ceza kesen elini.

İşin üzücü tarafı, tıraş olurken yağmur suyunu toplayıp evlere dağıttım, Semih abiyle beraber zabıtadan kaçtım, çocukluğumun geçtiği bahçeli eve bir yolculuk yaptım ama tüm bu süre zarfında musluktan akan suya aval aval baktım. Suyu aceleyle kapatıp yattım.

Aslında tam kapandı mı musluk emin değilim.

Kesin Belediyeden gelmişlerdir...

(bu yazıya konu olan olayların hiçbirinde su israf edilmemiştir. Şaka yaptım, suyu açık bırakmıyorum öyle ben, su faturası nasıl geliyo biliyo musun)

Görsel: Yeni üniformalarıyla Tarsus belediyesi zabıta ekibi
Kütahya Porselen
12:04      7 yorum      Yorum Yaz